Devrimci Demokrat - Kose Yazilari
Ana Başlıklar

· Ana Sayfa
· Arama
· En İyiler
· Günlük
· Haber ArÅŸivi
· Haber Gönderin
· Linkler
· Tavsiye Et
· Yazarlar
· İletiÅŸim
· İstatistikler

Üyelik Girisi
HoÅŸgeldin, Misafir

Nickiniz:
Åžifre:
(Kayıt Ol)
Sitemizden

Sitemiz Hakkında

En Çok Okunan
Günün en çok okunan haberi:

Berzan BOTÎ: Referandum; 'Sol Sefalet' ve Tutarlılık/ Tutarsızlık Üzerine
Kimler Çevirimiçi
Who is Where?
 Visitors:
01: 123.125.66.105 ->
02: 124.115.0.140 ->
03: 195.191.54.105 -> Statistics
04: 38.107.191.115 -> Kose_Yazilari
05: 38.107.191.116 -> Search
06: 38.107.191.117 -> News
07: 38.107.191.118 -> Kose_Yazilari
08: 38.107.191.119 -> News
09: 58.248.86.202 -> News
10: 66.249.66.176 -> News
DiÄŸer Haberler
03.09.10
· Abbas- Netanyahu Görüştü, ABD Barış İstedi
02.09.10
· Afganistan/ NATO Bombardımanında 10 Sivil Öldürüldü
· Dersimin Kayıp Kızları. Com Sitesi Yayına BaÅŸladı...
· NATO Üyeleri Arasında Afganistan Savaşına Destek Azalıyor
· Rus Generali MOSSAD Öldürmüş
· BDP EÅŸbaÅŸkanı DemirtaÅŸ, Turgut Kazan'la KonuÅŸtuÄŸunu DoÄŸruladı
· Hizbullah'ı Åžikayete giden Hariri'ye Esed'den Cevap
· Yeni Sömürge Valisi/ Irak'ta ABD Gücünün Yeni Komutanı AUSTİN Oldu
· Abd BaÅŸkan yardımcısı Biden: 'ABD Kürdistan'dan Vazgeçmez'
01.09.10
· ÇaÄŸrı/ 1 Eylül Dünya BARIÅž Gününde Barışın Sesini Yükseltiyoruz
· Bir Askerin SavaÅŸ İtirafları!
· Hani ÇekilmiÅŸti?/ ABD Irak'ta LiderliÄŸini Koruyacak
· Çeçen Suikastçisi Rus General Hatay'da Ölü Bulundu
· Irak/ Allavi ve Abdülmehdi ikiÅŸer Yıl BaÅŸbakanlık Yapacak
31.08.10
· Kenneth M.Pollack/ ABD Irak'tan Çekilmedi ki...
· Balyozcu Generaller İçin İdari İzin Formülü
· Putin: Rusya'yı YönettiÄŸim İddiaları Saçmalık
· ABD, Kerkük'ten Çekilmiyor
30.08.10
· Hülya Tarman'a Destek
· Bahçeli Onayıyla Barzani'ye Yardım
· BaÅŸsavcı A. Cengiz'den BaÅŸbuÄŸ Salvosu
· BaÄŸdat: 'Kürt Hükümeti ile RWE'nin AnlaÅŸması yasalara Aykırı'
· Rusya/ Dazlaklar Festivali Bastı: 1 ölü
· YAWER: ABD Askerlerinin Bir Bölümü Kritik Bölgelerde Kalacak
29.08.10
· Bilal Can/ Karl Marx'ın Gazete Yazıları
· Aso Zagrosi/ Seyh Rıza Talabani (1831-1910)
· Nevzat Çelik/ Diyarbekir Ölüleri
· Nalan BarbarosoÄŸlu/ Denize Gömülen Ada
· K.İncesu/ Namuslu,YiÄŸit Adam, Büyük Sanatçı : Orhan Kemal
· Fatma Savcı/ Dilop

Eski Haberler
Dost Siteler
· 1: Atılım
· 2: Kızıl Bayrak
· 3: KurdistanAktuel
· 4: Nasname
· 5: Halkın Günlüğü
· 6: Kaypakkaya.net
· 7: Antires.com
· 8: AteÅŸ Hırsızı
· 9: Dersim Sitesi
· 10: Ararat Post
· 11: A-Forum
· 12: Sosyaliste ÅžoreÅŸger
· 13: Aktuel Bakış
· 14: Kurdek Rojger
· 15: Kaypakkaya.org
· 16: Kayıplar.com
· 17: Alınteri
· 18: Gelawej
· 19: AWE
· 20: Agos
· 21: İmgeci Sosyalist
· 22: Dersimin kayıpKızları



Philip Short/ Mao Zedong- Bir YaÅŸam -1-
Serbest Kürsü
Serbest Kürsü

Tarih: 26 Temmuz 2010 Pazartesi


       Philip Short, Mao Zedong-Bir YaÅŸam, çev: Yavuz Alogan, İthaki, 2007, 719 sayfa (orijinal baskı: 1999)

ÇaÄŸa damgasını vuran büyük bir devrim ve bu büyük devrimin idolleÅŸmiÅŸ lideri Mao Zedung. Mao, yalnızca, uzun süreli bir silahlı mücadeleyle gerçekleÅŸen yeni tip bir köylü devriminin deÄŸil, aynı zamanda sosyalist devrimin kuruluÅŸunda “kapitalist yolculara” karşı aÅŸağıdan bir kültür devriminin de önderi olarak, 1960’lı yıllarda o zamanki devrimci gençlerin idolüydü. Aramızdaki ideolojik tartışmalarda Mao hepimizin ortak ve vazgeçilmez referans noktasıydı. Bu referans noktası, özetle “devrimci ÅŸiddet” sözcüklerinde özünü bulurdu.

O zaman neredeyse herkesin aÄŸzında bir “devrimci ÅŸiddet” lafı dolaşır durur ve bu laf en çok Mao’ya dayandırılırdı. “İktidar namlunun ucundadır” diyerek devrimci ÅŸiddeti veciz bir ÅŸekilde ifade eden oydu çünkü. Hepimiz bu sözü, üzerinde çok da düÅŸünmeden, tekerleme gibi tekrar eder dururduk. O zamanki devrimci gençlerin silahlı serüvenlere giriÅŸmelerinde Che Guevara kadar Mao’nun da büyük payı vardır.

Bu kitap incelemesinde ben, Mao’nun geliÅŸim çizgisini, elbette baÅŸka önemli noktaları ele almakla birlikte, esas olarak bu “devrimci ÅŸiddet” sarmalı açısından inceleyeceÄŸim. Neydi “devrimci ÅŸiddet” ve nelere yol açtı?

                                                    Mao ve AnarÅŸizm

Mao’nun devrimci yaÅŸamı, o sırada, tüm dünya çapında ana devrimci-radikal akım konumundaki anarÅŸizme eÄŸilim duymasıyla baÅŸladı.

“O sırada Paris ve Tokyo’daki Çinli mülteci gruplarının kuvvetle savundukları anarÅŸizme yaklaşıyordu. AnarÅŸizmin cazibesi otoriteyi reddetmesinde ve yeni bir uyum ve barış çağını baÅŸlatacak toplumsal deÄŸiÅŸim vizyonunda yatıyordu. Bu yaklaşım genç Çin’in, Konfüsyüsçü aile sisteminin boÄŸucu göreneklerinden kurtulma giriÅŸimleriyle uyum içindeydi. Mao’nun ve onun Yeni Halkın AraÅŸtırma DerneÄŸi’nin katıldığı, genç Çinlileri eÄŸitim için Fransa’ya gönderme programı Çinli anarÅŸistler tarafından hazırlanmıştı. EÄŸitimli Çinliler ‘toplumsal devrim’den söz ettiklerinde kastettikleri, genellikle Marksizm deÄŸil anarÅŸizmdi. Li Daçao’nun BolÅŸevizm’i ‘özgürlüÄŸün ÅŸafağını baÅŸlatan karşı konulmaz bir dalga’ olarak betimlemesi bile anarÅŸist terimlerle ifade ediliyordu.” (s. 94)

Mao için anarÅŸizm gökten inmiÅŸ ilahi bir fikir gibiydi. Yıllar sonra, ‘onun pek çok önermesini bir zamanlar uygun bulduÄŸu’nu ve anarÅŸizmin Çin’e nasıl uygulanabileceÄŸine iliÅŸkin saatlerce tartıştığını kabul etti.” (s. 95)

“AnarÅŸizm, eÄŸitime, bireysel iradeye ve benliÄŸin geliÅŸtirilmesine yaptığı vurguyla… tek dünya ütopyacılığına ve Çinli bilginlerin erdem ve örneÄŸin gücüne olan geleneksel inançlarına Marksizmden daha uygundu. Mao, Pekin’den ayrıldığında tam bir anarÅŸist haline gelmiÅŸ olmayabilir, ancak sonraki on iki ay boyunca, o sırada Çin’de geçerli olan geniÅŸ özgürlükçülük anlamında anarÅŸizm bütün siyasal eyleminin referans çerçevesini oluÅŸturdu.” (s.94-95)

“Fakat Mao’nun bir doktrin olarak Marksizm’i benimsemesi için hâlâ uzun bir yol kat etmesi gerekiyordu. Çen [Dusiu] bir Sosyalist Gençlik BirliÄŸi kolu oluÅŸturma ve Åžanghay’da bir ‘komünist grup’ kurma noktasındayken, Mao hâlâ sınıfsız, anarÅŸist bir toplumun barışçı yöntemlerle kurulmasına yönelik bir ilk adım olarak, Kropotkin tarzında karşılıklı yardımlaÅŸmayı, kaynakların ortaklaÅŸa kullanımını, birlikte çalışma ve araÅŸtırmayı temel alan komünlerin kurulmasını tasarlayan Japon “Yeni Köy” hareketini coÅŸkuyla savunuyordu.” (s. 109)

Ne var ki, Ekim devrimi dolayısıyla artık cereyan Marksizm-Leninizm’den yana esmekteydi. Artık ana radikal akım, dünya çapında, anarÅŸizm deÄŸil, Marksizm-Leninizm olmuÅŸtu. Dolayısıyla, barış özlemlerinin yerini savaÅŸçı bir ruhun alması kaçınılmazdı.

                                             Komintern – ÇKP İliÅŸkileri

1921 yılında Çin Komünist Partisi kuruldu. Bu andan itibaren, bütün diÄŸer ülkelerde olduÄŸu gibi ve hatta daha fazlasıyla Komintern’le ÇKP iliÅŸkileri gerilimli bir seyir izledi. SBKP’nin aleti Komintern’in emir ve talimatları, Çinli komünistler için her zaman bir handikap oluÅŸturmuÅŸtur.

1921 yılında yapılan, Mao’nun da katıldığı ÇKP kuruluÅŸ kongresinde, Komintern temsilcisi, Hollandalı Sneevliet ve yardımcısı Nikolski de hazır bulundular. KuruluÅŸ kongresi, en temel Leninist ilkeleri program olarak kabul etti. Ne var ki, artık temel ilkelerdense çok ince günlük politika ve taktiklerle daha fazla ilgilenmeye baÅŸlamış bulunan Moskova bu kararları yetersiz buldu.

“Örnek vermek gerekirse, diÄŸer siyasal partilere yönelik ‘bağımsız, saldırgan ve dışlayıcı bir tutum’ almaya, Komünist Partisi üyelerinin komünist olmayan siyasal örgütlerle her türlü bağı kesmeleri gerektiÄŸine karar vermiÅŸlerdi. Bu sekter tutum sadece Sneevliet’in haklı olarak o sırada Çin’de en güçlü devrimci örgüt olarak gördüÄŸü Sun Yat-sen’in Guomintang’ı ile taktik ittifak umutlarına ters düÅŸmekle kalmıyor, Lenin’in bir yıl önce Moskova’da toplanan İkinci Komintern Kongresi’nde onaylanan, ‘geri ülkeler’deki komünist partilerin, kendi ülkelerindeki ulusal devrimci burjuva demokratik hareketlerle yakın iÅŸbirliÄŸi içinde olmaları gerektiÄŸine dair teziyle de çeliÅŸiyordu.” (s.126)

“Hollandalı’nın açısından daha da kötüsü, delegeler Moskova’nın üstünlüÄŸünü tanımayı da reddetmiÅŸlerdi. Parti programında “Komintern ile birleÅŸmek’ten söz edilmesine raÄŸmen, bunun bir bağımlılık iliÅŸkisi deÄŸil, eÅŸit bir iliÅŸki olduÄŸu açıkça ifade ediliyordu.” (s.128)

Ne var ki, ÇKP artık reel bir dünyada, reel bir politik ortamda yol almaya baÅŸlamıştı. Bu reelliklerin en başında da para yardımı geliyordu.

“Eylül ayında Çen Dusiu geçici Merkez Yürütme Komitesi Sekreteri olarak sorumluluk üstlendiÄŸinde, Sneevliet’in, yetkili Komintern temsilcisi olarak parti üyelerine emirler vermekle kalmadığını, kendisine haftalık faaliyet raporları verilmesini istediÄŸini de gördü.
“Çen birkaç hafta boyunca Hollandalı’yla çalışmayı reddetti. Åžanghay grubu üyelerine Çin Partisi’nin henüz bebeklik aÅŸamasında olduÄŸunu söylüyordu. Çin devriminin kendi özellikleri vardı ve Komintern’in yardımına ihtiyacı yoktu. Sonunda geçici bir anlaÅŸmaya varıldı, zira, her ne kadar Çen yalanlasa da, Komintern yılda 5.000 ABD dolarını bulan bir parasal yardım yapıyordu (abç. GZ). Partinin ayakta kalmak için bu paraya ihtiyacı vardı… Sneevliet… kültürel ve ırksal farklılığı yansıtarak Çinlilerin duyarlıklarını önemsemeyen pek çok Sovyet danışmanının ilkiydi.” (s.128)

Komintern, Çin burjuvazisinin ve toprak aÄŸalarının partisi Guomintang’la ittifak yapılmasını, hatta ÇKP’nin bu partiye dahil olmasını dayatıyordu.

“Çinli yoldaÅŸlar buna kesinlikle karşı çıktılar. Onlara göre, Guomintang, ataerkil, modernizm öncesi bir partiydi; gizli derneklerden, Mançulara karşı verilen hanedan mücadelelerinden, kültürlü seçkinlerin seferber ettiÄŸi dağınık ve karanlık edebi ve entelektüel klikler dünyasından kökleniyordu. Sadece ‘Lider’ olarak anılan Sun, hareketi kiÅŸisel derebeyliÄŸi gibi yönetiyor, taraftarlarına sadakat yemini ettiriyordu. Örgüt derin bir yozlaÅŸma içindeydi. Esas desteÄŸi Guandong ve diÄŸer güney eyaletleriyle sınırlıydı. Çin’in iÅŸçi ve köylülerini, tüccarlarını ve sanayicilerini, savaÅŸ aÄŸalarına ve emperyalistlere karşı mücadele için seferber edebilecek bir kitle partisi deÄŸildi ve böyle bir özlemi de yoktu. Sun’un kafasındaki sıralamada savaÅŸ aÄŸaları düÅŸman olarak deÄŸil gelecekte iÅŸbirliÄŸi yapabileceÄŸi potansiyel ortaklar olarak yer alıyordu.” (s. 139)

Çin devrimini deÄŸil, Sovyetler BirliÄŸi’nin ulusal çıkarlarını esas alan Komintern, 1920’li yıllarda Guomintang’la ittifakı zorladı ve ÇKP üyelerini Guomintang’la ortak çalışmaya ve Guomindang’da fiilen görev almaya sevk etti. Bu sırada, ölen Sun Yat-sen’in yerine Guomintang’ın başına Çan Kay-ÅŸek geçmiÅŸti. Çan Kay-ÅŸek, Sovyet yardımı dolayısıyla komünistleri ezme hareketine hemen giriÅŸemiyordu ama onları adım adım geriletme siyaseti izliyordu. Komintern, Çinli komünistlerin sırtından Guomintang’la uzlaÅŸma ve taviz siyasetlerini sürdürüyordu.

“Ruslardan tam bir kopuÅŸma imkânını elinde tutan Çan ile onun ihtiyaç duyduÄŸu Rus silahlarının  akışını denetleyen [o sıradaki Komintern temsilcisi] Borodin arasında ÅŸiddetli pazarlıklarla geçen bir ayın ardından uzlaÅŸmaya varıldı. UzlaÅŸma kesinlikle Çan’ın lehineydi. Guomintang Merkez Yürütme Komitesi [nin aldığı kararlara göre] komünistler GMD bölümlerinin başından uzaklaÅŸtırılacak, yüksek düzeydeki GMD komitelerinde görev yapan komünistlerin oranı üçte birden fazla olmayacak, GMD üyelerinin gelecekte Komünist Parti’ye katılmaları yasaklanacak ve ÇKP’den çift partili GMD üyelerinin tam listesi istenecekti… Ruslar da [Çan Kay-ÅŸek’in Çin’de bütün iktidarı eline geçirmek üzere baÅŸlatacağı] Kuzey  Seferi’ne tam destek vermeyi üstlenmiÅŸlerdi.

ÇKP, Komintern’in kendi sırtından yaptığı ve Çan Kay-ÅŸek’in, 1927 yılında, Çinli komünistleri kanlı bir ÅŸekilde tasfiyesini ve darbesini kolaylaÅŸtıran bu uzlaÅŸmaya karşı çıktı. Ancak;

“Stalin, Çan’la iliÅŸkilerin sürdürülmesini istiyordu. O andan itibaren, Borodin’in alaycı sözleriyle, ÇKP ‘Çin devriminde kuli rolüne yazgılı’ hale geldi. O sırada pek görülmüyordu ama milliyetçi darbe Çinli komünistlerin Moskova’yla iliÅŸkilerinde de bir dönüm noktasını belirlemiÅŸti… Darbeden sonra Moskova’nın Çin siyaseti Kremlin siyasetlerinin oyuncağı, Stalin’in, Troçki ve öteki rakibi, Sovyet Partisi’nin ılımlı kanadının temsilcisi Nikolay Buharin’le çatışmalarının bir uzantısı haline geldi.” (s.161-162)

Sonunda Åžanghay’da darbe indi ve Çan Kay-ÅŸek komünistlere karşı büyük bir katliama giriÅŸti. Çan’ın darbesinin ineceÄŸi konusunda Çinli komünistler de büyük bir aymazlık göstermiÅŸ ve gafil avlanmışlardı. Öte yandan, Stalin’in politikası iflas etmiÅŸti ama zaten Stalin’in derdi Çin devrimi deÄŸil, Sovyet çıkarlarıydı.

“ÇKP ve Sol Guomintang’ın Çan’ın bir darbe yapacağını nasıl olup da tahmin edemediklerini anlamak neredeyse imkânsızdır. Bunun sebebi, kısmen Stalin’in ne pahasına olursa olsun birleÅŸik cephenin muhafaza edilmesindeki ısrarı idi. Stalin, Guomintang’ın Çin’i birleÅŸtirme ve Moskova’nın düÅŸmanları olan büyük güçleri zayıflatma konusunda komünistlerden daha ÅŸanslı olduÄŸuna ve bu nedenle Sovyet-GMD ittifakının muhafaza edilmesi gerektiÄŸine inanıyordu. Çin için belirlediÄŸi strateji, devrimden çok realpolitik idi.” (s.176)

O kadar ki, Komintern temsilcisi Borodin (tabii ki aslında ona yön veren Stalin), “burjuvaziyle ittifak” adına, Guomindang’ın bile sağına geçerek, bu partiyi grevleri yasaklamaya zorluyordu.

“Borodin’in ısrarıyla GMD Siyasal Konseyi uyarısız ve kuralsız grevleri yasakladı ve iÅŸçi hareketine ‘devrimci disiplin’ getirmek, paraya istikrar kazandırmak, fiyatları düzenlemek ve iÅŸsizliÄŸi azaltmak için önlemler aldı.” (s. 180)

Borodin, Sovyetler BirliÄŸi’ndeki örneÄŸi Çin’e de taşımıştı anlaşılan. Orada da grevler yasak deÄŸil miydi?

                                                  M. N. Roy

Aslında bu konuda en doÄŸru yaklaşımı, bir ara Çin’de Komintern temsilcisi olarak da bulunan, Lenin’le Komintern’de “ulusal burjuvazi”yle ittifak konusunda tartışan ve çatışan Hintli komünist Roy ortaya koymuÅŸtu. Roy, daha Çan Kay-Åžek’in darbesi inmeden, onun Kuzey seferini desteklemeyi öneren Borodin’e karşı çıkmıştı.

“Moskova’dan henüz gelen yeni Komintern delegesi Mahendranat (M.N.) Roy tarım devrimine Borodin’den daha büyük sempatiyle yaklaşıyordu… Çin devrimi, diyordu, ‘ya bir tarım devrimi olarak kazanılacak ya da asla kazanılmayacak. Kuzeye gitmek ‘her adımda devrime ihanet etmekte olan en gerici güçlerle iÅŸbirliÄŸi yapmak’ anlamına gelecekti. Sonuç olarak Roy, Borodin’in tavsiyesinin ‘çok tehlikeli’ olduÄŸunu ve partinin bunu reddetmesi gerektiÄŸini söyledi.
“Bu anlaÅŸmazlık Stalin’in Çin siyasetinin temel çeliÅŸkisini iyice açığa çıkardı. İşçiler ve köylüler mi öncelik taşımalıydı? Yoksa burjuvaziyle ittifak mı?” (s. 178-179)

Roy;

“Kesin bir tutumla liderlere, ‘Guomintang’la iÅŸbirliÄŸi fikri,’ dedi, ‘her ÅŸeyin uÄŸruna feda edilmesini gerektiren gerçek bir fetiÅŸe dönüÅŸtürülmektedir.’ Uyarı göz ardı edildi. 30 Haziran günü, politbüro nihai bir çöküÅŸü önlemek için son bir umutsuz çabayla, Guomintang’ın ‘ulusal devrimdeki öncü konumunu’ onaylayan iÅŸçi ve köylü örgütlerini, köylü özsavunma güçleri de dahil olmak üzere GMD gözetimine teslim eden, grev gözcüsü iÅŸçilerin rolünü kısıtlayan ve grev taleplerini sınırlayan korkakça bir karar tasarısını onayladı.” (s.186)

                                               Toprak Devrimi BaÅŸlıyor

Çan Kay-Åžek’in darbesinin ardından kırsal alanlara çekilen, Mao’nun da içlerinde yer aldığı Çinli komünistler, Guomintang’a, savaÅŸ aÄŸalarına ve toprak aÄŸalarına karşı bir silahlı mücadele baÅŸlattılar. Merkezi bir iktidardan yoksun devasa bir ülke olan Çin’in olaÄŸanüstü koÅŸullarında yaÅŸaması mümkün olan Kızıl üs bölgeleri ve bir kızıl ordu kurdular. Toprak aÄŸalarını tasfiye edip yoksul köylülerin desteÄŸini alarak bir toprak devrimi yürüttüler. Mao bu süreç içinde, daha sonraları tekrar tekrar kanıtlanacağı üzere, deha düzeyinde bir askeri komutan olarak temayüz etti ve yaklaşık on yıllık bir süreç içinde adım adım ÇKP’nin lideri ve Çin Kızıl Ordusu’nun tartışılmaz baÅŸkomutanı ve stratejisti oldu.

Stalin, baÅŸta ÇKP’nin yürüttüÄŸü toprak devrimini ve silahlı mücadeleyi onaylasa da, bu devrim, Çan Kay-ÅŸek’le uzun erimli ittifak politikasına zarar verdiÄŸi noktada devrimi önlemeye çalıştı ve 1930’lu ve 1940’lı yıllarda ÇKP’yi Çan Kay-ÅŸek’le ittifaka, hatta ona tabi olmaya zorladı.

ÇKP, toprak devrimi politikalarıyla köylülerin desteÄŸini kazandı ama bu politikayı yürütürken, öyle sanıyorum ki, yine Sovyetler BirliÄŸi’nden devraldığı ÅŸiddet politikaları yüzünden, bir daha asla içinden çıkamayacağı bir ÅŸiddet sarmalının içine düÅŸtü. Toprak aÄŸalarına ve zengin köylülere karşı baÅŸlatılan ÅŸiddet politikası kaçınılmaz olarak parti içi ÅŸiddeti de doÄŸurdu bir süre sonra (aynı Sovyetler BirliÄŸi’nde olduÄŸu gibi). Öte yandan, “geri dönen öÄŸrenciler’in (Moskova’da eÄŸitim görmüÅŸ dogmatik Sovyet yanlısı ÇKP yöneticileri) tutumlarında da görüleceÄŸi gibi , 1930’lu yıllara uzanan bu ÅŸiddet politikasında, Sovyetler BirliÄŸi’nde 1930 yılında baÅŸlatılan zorla kolektifleÅŸtirme sırasında “kulak”ları sürme ve öldürme siyasetini taklit etme güdüsünün payı küçümsenemez. Åžimdi bu gereksiz ÅŸiddet politikasının ne olduÄŸunu ve nelere yol açtığını görelim.

Mao ÅŸöyle diyordu:

“[Köylülerin] bütün aşırı eylemleri kesinlikle zorunludur. Açıkça ifade etmek gerekirse, bütün kırsal bölgelerde bir süre kadar terör estirmek gerekir... Yöredeki önemli bir toprak sahibinin… ya da büyük bir yerel zorbanın idam edilmesi, bütün ilçede yankılar uyandırır ve feodalizmin geri kalan kötülüklerinin yok edilmesi bakımından gayet etkili olur… Gericileri ezmenin tek etkin yolu her ilçede en az birini ya da ikisini yok etmektir… [Onlar] güçlerinin zirvesinde oldukları zaman, köylüleri gözlerini kırpmadan öldürdüler… [Bu durumda] kim çıkıp da köylüler ayaklanmasın ve içlerinden birini ya da ikisini kurÅŸuna dizmesin diyebilir?” (s.170)

Ancak, terörü baÅŸlatmak belki kolaydır ama durdurmak çok zordur.

“Öldürme olaylarının, Mao’nun iddia ettiÄŸi gibi, münferit ve örnek niteliÄŸinde olmadığı da kısa süre içinde anlaşıldı. O sırada ÇKP MYK üyesi olan Li Lisan’ın yaÅŸlı bir toprak aÄŸası olan babası, yanında oÄŸlunun yerel köylü birliÄŸine hitaben yazdığı bir mektupla kendi köyüne döndüÄŸünde, kimse mektubu umursamamış ve yaÅŸlı adam derhal idam edilmiÅŸti.” (s.172)

Terör, köylü fırsatçılığını da kolayca harekete geçirebiliyordu.

“Bu koÅŸullar altında ihtiyat, istisna oluÅŸturuyordu. Yargıç yerinde oturan yoksul köylüler, ne kadar çok ‘toprak aÄŸası’ ve ‘zengin köylü’ tasfiye edilirse ‘dağıtılacak’ toprağın o kadar çoÄŸalacağını gayet iyi biliyorlardı. Pek çok bölgede orta köylüler, ÅŸiddet olayları karşısında daÄŸlara kaçtılar. Zengin köylü olarak sınıflandırılmaktan ve bütün varlıklarını kaybetmekten korkuyorlardı.” (s.284)

Terör, halk içinde ihbarcılığı körüklemekle el ele gidiyordu. Bu da devrimci ruhu öldürüyor, halk içindeki en kötü unsurlara inisiyatif kazandırıyordu.

“’Toprak aÄŸaları, yerel zorbalar ve zengin toprak sahiplerin’nden oluÅŸan kuÅŸkulu sınıfsal unsurlar listesi, yeni soruÅŸturmalar için elden ele dolaşıyordu. Kasabalara ve köylere ‘ihbar kutuları’ yerleÅŸtirildi. Bu kutulara insanlar, kendi komÅŸuları hakkında bilgi veren imzasız notlar atıyorlardı. Her türlü yasal güvence askıya alındı. Mao’nun sözleriyle, insanlar ‘açıkça suçlu’ olduklarında önce idam edilmeliydiler, rapor daha sonra yazılmalıydı.” (s.285)

Terör, Kızıl üs bölgelerinde yaÅŸayan halkın devrimci bilincini bulandırıp insanları birbirine düÅŸürdüÄŸü ve moral bozduÄŸu gibi, düÅŸmanın güç kazanmasına da hizmet ediyordu.

“…binlerce toprak aÄŸası ve zengin köylünün katledildiÄŸi bir kızıl pogrom baÅŸlatıldı. On binlerce kiÅŸi mülteci olarak Beyaz bölgelere kaçtı. Nisan 1934’te Kızıl Ordu, Ruykin’in 112 km. kuzeyindeki Guangçang’da bir baÅŸka feci yenilgiye uÄŸradı.” (s.289)

“Bu ÅŸiddet, yedi yıl önce Marx ile Kropotkin arasında tercih yaparken, daha genç ve daha idealist olan Mao’nun reddetmiÅŸ olduÄŸu ÅŸiddetin aynısıydı. Devrimci ÅŸiddet, savaÅŸta kullanılan ÅŸiddetten niteliksel olarak farklıydı. İkincisinde ÅŸiddet, toprak ve iktidar için kullanılıyordu. Devrimci ÅŸiddet, yaptıklarından ötürü deÄŸil, kim olduklarına göre düÅŸman sayılan insanları hedefliyordu (abç. GZ). Bu, BolÅŸeviklerin Rus burjuvazisini devirmek için harekete geçirdikleri ve benzer sonuçlar verecek olan aynı derin sınıf kininden kaynaklanıyordu.” (s.171)

Philip Short’un sözünü ettiÄŸi “sınıf kini”nin bilinci geliÅŸtiren deÄŸil körleÅŸtiren etkisi her ne kadar yabana atılamazsa da, bence burada esas olan, yine Sovyetler BirliÄŸi örneÄŸini taklit etme güdüsüdür. Muhtemeldir ki, “ne yaptıklarına deÄŸil, ne olduklarına” göre muamele, Sovyetlerden kopya çekmenin sonucudur. Bu, sınıf kökenine göre davranma siyasetidir ki, baÅŸtan aÅŸağı bir saçmalıktır. Åžimdi, Philip Short’tan bu sınıf kökeni saçmalığına iliÅŸkin birkaç alıntı yaptıktan sonra, bu sınıf kökeni mevzuu da dahil olmak üzere “kızıl terör” denen ÅŸeyin devrime nasıl zarar verdiÄŸine ve neden yanlış olduÄŸuna iliÅŸkin argümanlarımı sıralamak istiyorum.

“Sınıfsal geçmiÅŸin ceza kararlarında belirleyici etken olması gerektiÄŸi açıkça kabul edildi. Bu yaklaşım Çin komünist hukuk sisteminde temel bir kusur olarak daha sonra da varlığını sürdürecekti. Toprak aÄŸaları, zengin köylüler, ‘kapitalist köken’den gelenler ölüme mahkûm edileceklerdi.” (s. 259)

“Toprak aÄŸası ya da zengin köylü kökeninden gelen yüzlerce kadro birkaç ay içinde Güneybatı Kiangsi partisinden ihraç edildi.” (249)

“1980’lere kadar pek çok bölgede bir toprak aÄŸasının ya da zengin köylünün torunu, önünde açılacak ya da kesinlikle kapanacak fırsat kapılarının kendi yetenekleri, zekâları ya da çalışkanlıklarından çok ailenin statüsüne göre belirlendiÄŸini gördü. Sınıfsal etkenler nihayet daha az önemli olduÄŸunda bile eski kinlerin bıraktığı izler kolay kolay geçmedi.” (s.284)

Sovyet taklidi bu zırvalık oy verme hakkına da uygulandı.

“Oy verme hakkı ‘doÄŸru’ sınıfsal kategorilerle –iÅŸçiler, yoksul ve orta köylüler ve askerler – sınırlı tutulurken; tüccarlar, toprak aÄŸaları, zengin köylüler, rahipler, keÅŸiÅŸler ve diÄŸer hiçbir iÅŸe yaramayan kiÅŸiler (abç, yani “serseriler” denmek isteniyor. GZ) dışlanıyorlardı.” (s.285-286)

Mao’nun demokrasi anlayışı da “sınıf kökeni”yle malüldü.

“Sadece halkın kendi fikirlerini dile getirmesine izin verilir…Demokratik sistem halkın safları içinde gerçekleÅŸtirilecektir… Oy verme hakkı gericilere deÄŸil sadece halka tanınır.” (s.379)

Yani insan söylemeden duramıyor. Bu devletlerde oyun gerçek bir deÄŸeri olsa canım yanmayacak. Her ÅŸeyi Komünist partisi belirler, seçim, kapitalist ülkelerle bile kıyaslanmayacak ölçüde göstermeliktir; sanki böyle deÄŸilmiÅŸ gibi bir de “sınıf kökeni”ne göre ayrım yapıp onları oy hakkından yoksun bırakmak! Bana kalırsa bu da sadece göstermelik bir önlem. Bunun gerçek durumu deÄŸiÅŸtirmeyeceÄŸini onlar da biliyorlar.

Öte yandan, hani sömürücüler bir avuç azınlıktı? Bu bir avuç azınlık oy verince mi sosyalist düzen tehlikeye girecek? Hani, denebilir ki, evet siz bilmezsiniz, onlar ne kurnazdır, iÅŸçileri ve köylüleri baÅŸtan çıkarabilirler. Evet ama bunu oy hakkı olmadan da yapamazlar mı? Bu sistemi kuranlar, bunu da düÅŸünerek oyla hiçbir ÅŸeyin deÄŸiÅŸmeyeceÄŸi bir durum yaratmış olmalılar.

Peki burjuva diktatörlüÄŸünde iÅŸçilerin, emekçilerin oy hakkı yasaklanıyor mu? Burjuvazi böyle bir saçmalığa neden baÅŸvurmuyor, üstelik emekçiler nüfusun çoÄŸunluÄŸunu oluÅŸturdukları halde. Demek onlar kendilerine güveniyor. Kendine güvenmeyen, sosyalist iktidar sahipleri.

Ya Mao Zedung bir “zengin köylü”nün çocuÄŸu olsaydı? Onun da oy hakkı elinden alınacak ya da daha kötüsü sırf bu yüzden öldürülecek miydi? Gerçekten, bunu düÅŸünelim. Ne olacaktı o zaman? “Mao toprak aÄŸası çocuÄŸu olsaydı Mao olmazdı” diyenlere gülerim sadece. Marx bir iÅŸçi miydi? Ya Engels, bir fabrikatörün oÄŸlu deÄŸil miydi? Onlar nasıl Marx ve Engels olabildiler?

Sınıf kökeninin devrim için hiçbir ÅŸekilde garanti olmadığı, yaÅŸanan çok sayıda deneyle kanıtlanmıştır. Devrimi satan ya da yozlaÅŸtıranların neredeyse hepsi iÅŸçi ya da emekçi kökenli insanlardı. Zaten karşıdevrimi, doÄŸrudan doÄŸruya tasfiye edilen burjuvazi yapmadı, Çin de dahil bizzat komünist partiler gerçekleÅŸtirdi bunu. Mao yaÅŸasaydı, bu sözlerime katılırdı bence.

Gelelim, ÅŸu “devrimci ÅŸiddet” meselesine. Bunun, devrimci saflarda morali bozmaktan, koyu bir kuÅŸku ortamı yaratmaktan, emekçi insanların ahlâkını bozmaktan, onların içinden yeni kıyıcılar ve cellatlar ortaya çıkmasına yol açmaktan, devrime yararlı olacak çok sayıda insanı korkutup dışlamaktan, devrimci atmosferi zehirleyip insanların içlerine kapanmasına yol açmaktan, çok sayıda insanı ürkütüp karşıdevrimin kucağına itmekten, hele aile ve aÅŸiret iliÅŸkileri güçlü daha az atomize toplumlarda kan bağı nedeniyle birçok olumlu unsuru düÅŸman haline getirmekten baÅŸka ne sonucu olmuÅŸtur Allah aÅŸkına? Ha, bir de ÅŸu sonuç var: Dışa yönelik terörün eninde sonunda içe yönelik terörü davet etmesi. Åžimdi bunu görelim.

                                                 İç SavaÅŸ ve İç Terör

1930 yılında, çetin iç savaÅŸ koÅŸullarında ve Kızıl üs bölgelerinin Çan kay-ÅŸek’in Guomintang güçlerince kuÅŸatılıp sıkıştırıldığı atmosferde, Kızıl üs bölgelerinde, içe yönelik bir paranoya ve bununla baÄŸlantılı olarak müthiÅŸ bir iç terör hareketi baÅŸladı. Bunun, geneldeki “devrimci ÅŸiddet” teorisiyle baÄŸlantısı kuÅŸkusuzdur ama Sovyetler BirliÄŸi’nin etkisini ve bu ülkenin Çin komünistlerince taklit edilme güdüsünü de yabana atmamak gerekir.

Gerçi, Sovyetler BirliÄŸi’nde, SBKP’nin önemli ÅŸeflerinden Kirov’un 1 Aralık 1934’te büyük bir ihtimalle Stalin tarafından öldürtülmesiyle baÅŸlatılan büyük temizlik hareketine henüz dört yıl vardı ama 1930 yılının aynı zamanda Stalin’in BolÅŸevik Partisi içinde muhaliflere karşı kesin bir zafer kazanıp, bütün dünya komünist partilerinde bir “BolÅŸevikleÅŸtirme” ve aynı zamanda hızlı kolektifleÅŸtirme çerçevesinde köylülüÄŸe karşı bir temizlik ve saldırı kampanyasını baÅŸlattığı yıl olduÄŸu da unutulmamalıdır.

Keza, ÇKP de bu “BolÅŸevikleÅŸtirme” kampanyasını taklit etmiÅŸ ve “geri dönen öÄŸrenciler”in de etkisiyle kampanya hız kazanmıştır. Kampanyanın gerekçesi, Guomintang bölgelerinde örgütlenen “AB-Tuan” adlı bir örgüttür. A ve B harfleri “Anti-BolÅŸevik” anlamına gelmektedir. Bu örgütün, ÇKP’ye ve Kızıl bölgelere gizlice sızdığı paranoyası (ki her paranoya bazı gerçeklerden de hareket edebilir) Kızıl bölgelerde korkunç bir iç kıyıma yol açmış ve bu kıyımın sonucunda on binlerce komünist, gerek “sınıf kökenleri”, gerekse de iÅŸkenceyle verilen ifadeler sonucunda idam mangalarının önüne dizilerek katledilmiÅŸtir. Daha da ilginci, bu tür paranoyalar konusunda diÄŸer yöneticilere göre biraz daha temkinli olan Mao’nun, parti liderliÄŸine adım adım yükseldiÄŸi koÅŸullarda bu iç teröre onay vermesidir.

“Mao terörün … komünist dava için vazgeçilmez olduÄŸunu ve ‘toprak aÄŸaları ile zalim toprak sahiplerini, bekçi köpekleriyle birlikte, en ufak bir vicdan azabı duymaksızın katletmek için’ Kızıl infaz müfrezelerinin kurulması gerektiÄŸini savunuyordu. Fakat terör uygulaması sadece sınıf düÅŸmanlarına yöneltilmeliydi.
“Bu türden uyarılara raÄŸmen, dost-düÅŸman ayrımı evreler halinde bulanıklaÅŸmaya baÅŸladı. Er ya da geç, birine uygulanan yöntemler kaçınılmaz biçimde diÄŸerine de uygulanacaktı.” (s.248)

“Önceki ÇKP önderlerine kıyasla Stalinist uygulamalardan çok daha fazla etkilenen Åžanghay’daki Geri Dönen ÖÄŸrenciler, partinin BolÅŸevikleÅŸtirilmesi’ni öncelikli mesele olarak görüyorlardı. Bununla kastettikleri, her ÅŸeyden önce, Li Lisan taraftarlarının sökülüp atılması, yerelciliÄŸin ve muhalefetin ezilmesi, kısaca belirtmek gerekirse, partinin sadık ve itaatkâr bir Leninist araca dönüÅŸtürülmesiydi. Akla gelebilecek bütün muhalefet biçimlerinin AB-tuan etiketi altında toplanması bu görevi daha da kolaylaÅŸtırdı.” (s. 257)

“Sonuç nisandan itibaren tasfiyelerin her zamankinden daha yırtıcı biçimde geri dönmesi oldu. Siyasi Güvenlik Åžubeleri aracılığıyla soruÅŸturmaları merkezileÅŸtirmek için gösterilen sürekli çabalara raÄŸmen, köy ve kasabalardaki tasfiye komitelerinin eÄŸitimsiz, çoÄŸu kez okuma yazma bile bilmeyen görevlileri muazzam bir güç edindiler. Ölüm çok küçük bir bahaneyle ya da hiçbir neden olmaksızın tamamen insanların kaprislerine baÄŸlı olarak gerçekleÅŸiyordu.” (s.257)

Philip Short, bu tasfiye hareketinin Sovyetler BirliÄŸi’nin etkisinden azade olmadığını belirtmekle birlikte, daha çok iç savaÅŸ ortamının etkisine ağırlık vermektedir.

“ÇKP önderlerinin, yaklaşık üç yıl kadar önce Guomintang’dan sürülmeleriyle birlikte dağılan idealist, etkisiz, iyi niyetli bir entelektüeller topluluÄŸundan, olaÄŸanüstü zamanlarda sadakatleri zamanla kanıtlanacak olan erkeklerin ve kadınların olaÄŸanüstü biçimde katledilmelerini emreden katılaÅŸmış bir BolÅŸevik çekirdek gruba dönüÅŸme tarzı, Çin’in iç durumuyla çok daha yakından iliÅŸkiliydi.

“En önemli etken iç savaÅŸtı. ÇoÄŸu savaÅŸta kaçaklar vurulur; bilgi almak için tutsaklara kötü davranılır; temel haklar askıya alınır. Komünistler ile milliyetçiler arasındaki savaÅŸta hiçbir kural yoktu.” (s.260-261)

Nitekim Guomindang’ın, kelle ve kulak kesme, savaÅŸçıların ailelerini öldürme, kızıllara destek veren köyleri yakarak halkı göçe zorlama gibi yöntemleri, bizim de hiç yabancısı olmadığımız, yaÅŸadığımız örneklerdir.

Bunlar bildiÄŸimiz ÅŸeylerdir de, Beyazlarınkine benzer yöntemlerin devrimciler tarafından da, hem de kendi yoldaÅŸlarına uygulandığını okumak insanı irkiltmektedir.

“1930’da partinin belirlediÄŸi siyasetleri hangi gerekçeyle olursa olsun engelleyen komünistlerin ‘düÅŸman’ın bir parçası olarak görülmesini ve buna göre davranılmasını haklı çıkaran bir anlayış oluÅŸtu. Bu kiÅŸilerin suçları siyasal olduÄŸu için, yargılama süreci kitleleri eÄŸitmek amacıyla genellikle sorunun kendisiyle pek ilgisi olmayan bir gösteri biçiminde düzenleniyordu. Böyle durumlarda, Mao dahil parti önderleri, sanığın ‘açıkça yargılanması ve ölüm cezasına çarptırılması’ gerektiÄŸini ilan edeceklerdi (baÅŸka bir hüküm mümkün deÄŸildi, çünkü karar önceden verilmiÅŸ oluyordu).

“Yargı bağımsızlığı Çin’de asla güçlü bir tez olarak savunulmamış, ancak var olduÄŸu kadarıyla da BolÅŸevizm tarafından geçersiz kılınmıştı.” (s.249)

Bir de bilançoyu görelim, bütünüyle olmasa da.

“Ekim ayında, Mao’ya baÄŸlı güçler Kian’ı aldıkları sırada binden fazla Güneybatı Kiangsi partisi üyesi –toplamın otuzda biri – AB-tuan üyesi oldukları gerekçesiyle idam edilmiÅŸlerdi.” (s.250)

“Bu yeni önderliÄŸin ilk eylemlerinden biri, AB-tuan üyelerini arayıp bulmak için ‘amansız biçimde iÅŸkence yapma’ emri vermek oldu. ‘Çok olumlu ve sadık, çok solcu ve açık sözlü görünen insanlar’dan bile kuÅŸkulanmak ve onları sorgulamak gerektiÄŸi söyleniyordu. Öldürülenlerin sayısı hızla arttı; her itiraf yeni kurbanlara ve her kurban yeni itiraflara yol açıyordu.” (s.250)

“Güneybatı Kiangsi’de bütün partiyi kaplayan alevler ayırım yapmaksızın subayları ve askerleri, bir alaydan diÄŸerine sıçrayıp tam bir özyıkıma dönüÅŸerek tüketmeye baÅŸladı. Her birlikte, bölük düzeyinde bir ‘karşıdevrimcileri tasfiye komitesi’ kuruldu.” (s.251)

“Uykularında sayıklarken partiden ÅŸikayet edenler, yük taşımayı reddedenler, kitlesel yürüyüÅŸlerden uzak duranlar, parti toplantılarına katılmayı reddedenler … AB-tuan üyeleri olarak tutuklandılar… Kiangsi Siyasal Güvenlik Åžubesi, [üs bölgelerindeki] her zengin köylünün AB-tuan üyesi olabileceÄŸi gerekçesiyle tutuklanmasını önerdi. Tek bir gerçek suçluyu hayatta bırakmaktansa yüz masum insanı öldürmenin daha iyi olduÄŸunu açıkça söylüyorlardı (abç.GZ)… Hakim olan ruh hali, devrime sadakatinizi kanıtlamak için AB-tuan avlamaktı.” (s.257-258)

“Bir baÅŸka yerde, komutanı tasfiye gereÄŸini sorguladığı için bütün bir bölük katledildi. Bir haftadan daha kısa bir süre içinde 4.400 subay ve Birinci Cephe Ordusu’nun adamları AB-tuan’la baÄŸlantılı olduklarını itiraf ettiler. Sonunda 2.000’den fazla kiÅŸi kurÅŸuna dizildi.” (s.252)

“Bütün diÄŸerleri gibi Duan da sonunda itiraf etti, fakat sadece suç ortağı olarak kendisiyle birlikte tutuklanan yedi adamın ismini verdiÄŸi için vicdanı rahattı. Görsel belleÄŸi güçlü olan Li Bofang tam tersi bir yöntem izleyerek neredeyse bin kiÅŸinin ismini verdi ve böylece iÅŸkencecilerini ÅŸaşırttı.” (s.254)

“Kiangsi parti bölgesinde yirmiden fazla ilçenin sadece üçünde 3.400 insan öldürüldü. Eylül ayının baÅŸlarında bir ÇKP Merkez MüfettiÅŸi güneybatı Kiangsi partisi ve Gençlik BirliÄŸi’ndeki entelektüellerin %95’inin AB-tuan baÄŸlantılarını itiraf ettiklerini bildirdi. Günümüzde en bilgili Çin tarihçileri sadece ‘on binlerce’ kiÅŸinin öldüÄŸünü söylemektedirler.” (s.258-259)

“Batı Fukian’da 6.000’den fazla parti üyesi ve görevlisi gizli Sosyal Demokrat oldukları kuÅŸkusuyla idam edildi. Peng Deuhay’ın Hunan Kiangsi sınırındaki eski üssünde 10.000 kiÅŸi öldürüldü. Vuhan’ın yaklaşık yirmi mil kuzey doÄŸusundaki Dabie DaÄŸları’nda bulunan E-Yu-Van’da, ÅŸimdi bir Politbüro Daimi Komite üyesi ve Mao gibi parti kurucularından biri olan, Pekin Üniversitesi mezunu Çang Guotao 2.000 kadar ‘hain, AB-tuan üyesi ve Üçüncü Parti unsuru’nun hayatlarını kaybettikleri bir temizlik hareketine nezaret etti.” (s.259-260)

“Tasfiye mantığının zehri yavaÅŸ yavaÅŸ bütün komünist bölgelerine yayıldı. 1937’ye, siyasal durumun ulusal olarak deÄŸiÅŸmesine kadar, büyük zorluklarla çoÄŸu kez hayal bile edilemeyecek yoksunluk ve sıkıntı koÅŸulları altında savaÅŸan kuÅŸatılmış Kızıl Ordu grupları, bazı durumlarda kendi yoldaÅŸlarını milliyetçi düÅŸmandan daha fazla katlettikleri periyodik kan dökme nöbetleriyle karşılaÅŸmak zorunda kaldılar.” (s.260)

Bütün bunlardan sonra (ki, fazla alıntı olmasın diye buraya sadece yarısını aldım elimdeki notların) çok fazla söylenecek söz kalmıyor, iÅŸkence edilen ve öldürülen devrimciler için üzüntülerimi bildirmekten baÅŸka. Bundan sonra gelin de böyle kanlı bir çarktan geleceÄŸin eÅŸitlikçi ve özgür toplumu için bir ÅŸeyler bekleyin.

Ha, unutmamam gereken bir ÅŸey daha var, bu bölümü noktalarken. Yukarıda siyaha boyadığım bir cümlesi var ölüm bekçilerinin: Tek bir gerçek suçluyu hayatta bırakmaktansa yüz masum insanı öldürmek gerekir.

Tersi çok daha doÄŸru deÄŸil mi, gerçek bir devrim ancak ÅŸu diyeceÄŸimi gerçekleÅŸtirirse yaÅŸamaz mı: Tek bir masum insanı öldürmektense, yüz “gerçek suçlu”nun yaÅŸaması çok daha iyidir.

Neden mi? Devrim, polisiye paranoyalarla deÄŸil, ruhları canlandıran bir yüce gönüllülükle yaÅŸar da ondan. Biz 1960’ların gençleri, Mao’nun esir aldığı Guomintang askerlerini, yol paralarını da ceplerine koyarak köylerine yolladığına iliÅŸkin anlatılarla (ki, gerçektir bu) Mao Zedung’u sevmiÅŸ, onu devrimci bir önder olarak baÄŸrımıza basmıştık; yoksa yukardaki türden paranoyakça pisliklerle deÄŸil. Zaten o zaman bilmiyorduk bunları ve eÄŸer duymuÅŸ ya da okumuÅŸ olsaydık, o zamanki cehaletimizle ya “burjuva propagandası” der geçerdik ya da eÄŸer gerçek olduklarına inanırsak Mao’yu kesinlikle elimizin tersiyle bir kenara iterdik. Ne var ki, o zamanlar, bütün dindarlar gibi, sadece hoÅŸ masallara inanma eÄŸiliminde olduÄŸumuz da kesindir.

                                            Stalin ile Çan Kay-ÅŸek İttifakı

Akışın burasında, Çin devriminin seyrini daha iyi anlayabilmek için, 1930’lu ve 1940’lı yıllarda, Stalin’in, Sovyet çıkarları için Çin devrimini feda ederek Çan-Kay-Åžek ile sürdürdüÄŸü ittifaka ve bunun Çinli komünistlerde nasıl bir travmaya yol açtığına iliÅŸkin anlatımlara yer vermem gerekmektedir.

Stalin, Kızıl Orduyla Guomindang arasındaki çetin iç savaÅŸ koÅŸullarında bile Çan Kay-ÅŸek ile irtibatını kesmemiÅŸ, hatta ittifakını sürdürmüÅŸtü. Bu ittifak, 1930’lu yıllarda ve Japonya’nın Çin’i iÅŸgale giriÅŸtiÄŸi koÅŸullarda, devletler arası diplomatik iliÅŸkiyle daha da pekiÅŸmiÅŸti.

“Rusya 1933’te Milliyetçi Çin ile yeniden diplomatik iliÅŸki kurmuÅŸtu. Komintern karşıtı Mihver güçlendikçe, Rusların çıkarları müttefik ÇKP’nin çıkarlarından ayrıldıkça, Rus ulusal çıkarları Çan’ı potansiyel bir ortak haline getirdi. Çan’ın orduları, gelecekteki bir savaÅŸta göz ardı edilemezdi.” (s.315)

Bu teslimiyetçi politikanın ÇKP içindeki sözcüsü, Sovyetler BirliÄŸi’ne sıkı sıkıya baÄŸlı “Geri Dönen ÖÄŸrenciler”in temsilcisi Vang Ming’di.

“Moskova’dan ayağının tozuyla gelen Vang Ming çok farklı bir çizgiyi savunuyordu. Stalin GMD’yi Japonları meÅŸgul edecek (ve onların dikkatlerini Sibirya’ya yöneltmelerini önleyecek) vazgeçilmez bir ortak olarak görüyordu. Çin Partisi, Komintern’in sadık bir üyesi olarak Sovyet-GMD ittifakını güçlendirmek için elinden geleni yapmalıydı. Vang’a göre en önemli sorun ‘karşılıklı rekabet’ deÄŸil, ‘karşılıklı saygı, güven, yardımlaÅŸma ve gözetim’ temelinde ‘GMD ile ÇKP arasındaki birliÄŸi güçlendirmek ve geliÅŸtirmek’ti. ‘İnisiyatifi elde tutmak’ ve partinin öncü rol oynaması gibi meseleler, ikincildi. Yol gösterici ilke ÅŸu olmalıydı: ‘Japonya’ya karşı direniÅŸ her ÅŸeyden önce gelir ve her ÅŸey Japonlara karşı direniÅŸe tâbi kılınmalıdır. Her ÅŸey birleÅŸik cepheye tâbi kılınmalıdır ve her ÅŸey birleÅŸik cephe aracılığıyla yönlendirilmelidir.’”

Askeri baÅŸarılarından sonra artık ÇKP’nin ve Kızıl Ordu’nun tartışılmaz liderliÄŸine yükselmiÅŸ bulunan Mao da Japon iÅŸgaline karşı milliyetçilerle bir ortak cephe siyaseti yürütmekten yanaydı. Ne var ki, Mao’nun ittifak siyasetiyle, Stalin’in kayıtsız ÅŸartsız milliyetçilerin denetimi altına girmeyi vazeden teslimiyetçi siyaseti arasında çok büyük fark vardı. Mao, cephe kurulsa da Kızıl üs bölgelerinin bağımsızlığını korumaktan yanaydı. Onun Çan kay-ÅŸek’e yaptığı yurtsever direnme çaÄŸrıları, aslında böyle bir direniÅŸ göstermeyeceÄŸinden ve komünistlere karşı düÅŸmanlığını bir kenara bırakmayacağından emin olduÄŸu Çan Kay-ÅŸek’i köÅŸeye sıkıştırmayı ve Guomintang içindeki gerçekten direniÅŸçi unsurların Çan Kay-ÅŸek’le çatışmasını saÄŸlamayı amaçlıyordu.

Mao bu siyasetinde de baÅŸarılı oldu. Sonunda, Japonlara karşı direnmekten ve ÇKP ile samimi bir ittifaktan yana olan GMD subayları bir darbe yaparak Çan Kay-ÅŸek’i tutukladılar. Bu, ÇKP ve Mao için büyük bir baÅŸarıydı. Ne var ki, bu nokta devreye yine Stalin girdi.

“Kasım ayında Mao’nun bilmediÄŸi bir geliÅŸme olmuÅŸ ve Stalin milliyetçi hükümetle ittifak kurmak için yeni bir giriÅŸimde bulunmaya karar vermiÅŸti. Amacı Japonya ve Almanya tarafından kurulmuÅŸ bulunan Komintern karşıtı pakta karşı bir hamle yapmaktı. Moskova’da bir Çin-Sovyet güvenlik antlaÅŸması için gizli görüÅŸmeler yapılıyordu. Çan’ın tutuklanması bu geliÅŸmeleri zora sokmuÅŸtu. ÇKP’nin kaygıları Stalin için önem taşımıyordu: Dünyanın öncü sosyalist gücünün ulusal çıkarlarına ters düÅŸecek hiçbir geliÅŸmeye izin verilemezdi.” (s.320)

ÇKP ve Mao bu siyasete mecburen boyun eÄŸmek zorunda kaldı ve Çan Kay-ÅŸek’in serbest bırakılmasına razı oldu. Çan Kay-ÅŸek yeniden GMD’ın başına geçti ve bu arada birbirlerine hiçbir ÅŸekilde güvenmeyen ÇKP ile GMD arasında Japonlara karşı görünürde bir cephe kuruldu. Bu cephe görünürdeydi, çünkü Kızıl Ordu bir yandan Japonlara karşı savaşırken, bir yandan da anti-komünist saldırılarını sürdüren milliyetçilerle savaÅŸmak zorundaydı. Çan Kay-ÅŸek ise, lafta Japonlara karşı savaşır gibi yaparken, esas olarak Kızıl üs bölgelerini yok etme seferlerini sürdürüyordu.

1940’lı yıllarda müttefiki Almanların yenilmesiyle birlikte Japonya’nın Çin’deki iÅŸgali de zayıfladı ve ülke içindeki direniÅŸin de etkisiyle Japonlar teslim oldu. Åžimdi ezeli rakipler ÇKP ve GMD yine karşı karşıya kalmışlardı. Bu iki büyük güç arasında bir iç savaşın baÅŸlaması kaçınılmazdı ve Mao güçlerini buna göre mevzilendiriyordu. Ne var ki, Stalin ve Sovyetler BirliÄŸi etkeni ortadan kalkmış deÄŸildi, tam tersine, Naziler karşısındaki galibiyetinin kendisine kazandırdığı zafer havası içinde Stalin siyasetlerini dayatmakta daha da fütursuz bir tutuma girmiÅŸti. Stalin, ÇKP’yi, GMD’la teslimiyetçi bir anlaÅŸmaya sevk etmek üzere baskılarını arttırdı.

“Çin’de bir Amerikan himayesinin oluÅŸmasından endiÅŸelenen Stalin gelecekte çıkabilecek bir Büyük Güçler mücadelesinde Çin’in tarafsızlığını güvence altına alacak ÅŸekilde milliyetçi hükümetle anlaÅŸmaya varılmasını ve Rusya’nın Mançurya’daki ‘özel çıkarları’nın, özellikle de demiryolu ve liman imtiyazlarının kabul edilmesini istiyordu. GMD ile komünistler arasında da bir antlaÅŸmadan yanaydı.” (s.361)

“Japonların teslim olmasından sadece birkaç saat önce, Çan Kay-ÅŸek’in DışiÅŸleri Bakanı Vang Åžikie ve Vyaceslav Molotov bir ittifak anlaÅŸması imzaladılar.

“Mao için bu, Stalin’in 1936’da, Sian olayı sırasında Çan’ın serbest bırakılmasını talep ederek yaptığı vefasızlığın bir tekrarıydı. Sovyet lideri gene ÇKP’yi Rusya’nın ulusal çıkarlarına feda etmiÅŸti. Mao, Ruslar ile GMD arasında görüÅŸmeler yapıldığını biliyordu. Ancak Yalta’da varılan anlaÅŸma konusunda karanlıkta bırakılmıştı. Åžimdi her ÅŸey ortaya çıkmıştı: İç savaşın baÅŸlaması halinde ÇKP tek başına kalacaktı.

“Komünist siyaset bir gece içinde deÄŸiÅŸti. Guomintang’a ve ABD’ye yönelik bütün eleÅŸtiriler kesildi. Kent ayaklanmaları için yapılan planlar durduruldu. Kızıl Ordu birliklerine Japon grupların silahsızlandırılmasında ABD birlikleriyle iÅŸbirliÄŸi yapmaları söylendi. 28 AÄŸustos günü Mao bir ABD uçağında General Hurley’le birlikte milliyetçilerle barış görüÅŸmeleri yapmak için Çongçing’e gidiyordu.” (s.364)

“Roosevelt ve Stalin, Çan Kay-ÅŸek rejiminin, ABD’nin hakim olduÄŸu Pasifik bölgesini Sovyetler’in hakim olduÄŸu Kuzey DoÄŸu Asya’dan ayıran bir tampon olarak görülmesi konusunda anlaÅŸtılar. Mao’yu hiç tanımayan Stalin, anlaÅŸmanın bir parçası olarak, milliyetçi hükümete karşı ÇKP’yi desteklememe vaadinde bulundu. Dolayısıyla, hem ABD hem de Rusya kendilerine yakın olan güçlere bir koalisyon hükümeti kurmaları için baskı yapmaya baÅŸladılar.” (s. 363)

Bir kere daha Çan Kay-ÅŸek’le görünürde bir anlaÅŸma yapmış ve Stalin’e boyun eÄŸmiÅŸ gibi yapsa da Mao, GMD’ı yenerek iktidarı bütünüyle ele geçirme siyasetini sürdürdü. Sovyetler BirliÄŸi’nin GMD ile koalisyon hükümeti kurma önerisini doÄŸrudan reddetmedi ama fiiliyatta bunun tersi bir yol izledi. Elbette Çan Kay-ÅŸek’in anti-komünist saldırı siyaseti de buna yardımcı oldu. Stalin, komünistlerin iktidarı ele geçirmelerinin önündeki baÅŸlıca engel olmaya devam ediyordu.

“Stalin bir kez daha komünistlerin ayaklarının altındaki zemini ansızın çekiverdi.
“Bu seferki kaygısı Sovyetler BirliÄŸi ile ABD arasında son iki aydır küresel olarak geliÅŸmekte olan gerilimleri azaltmaktı. ÇKP pahasına Washington’a bir iyi niyet gösterisi yapma zamanının geldiÄŸine karar vermiÅŸti. Sovyet komutanlarına, Çinli yoldaÅŸlarına bir hafta içinde bütün kentlerden ve ulaşım hatlarından çekilmeleri gerektiÄŸini bildirme talimatı verildi. Bir Sovyet generali, kuzey Çin önderi Peng Çen’e, ‘Çekilmezseniz sizi tanklarla çıkarırız’ uyarısında bulundu. Milliyetçilerin ilerleyiÅŸini yavaÅŸlatmak için demiryolu hatlarına sabotaj düzenleyen komünist birliklere görevi bırakmaları, aksi halde zorla silahsızlandırılacakları söylendi.

“Çinli parti önderleri Sovyet ihanetine artık alışmışlardı. Gene de bu ağır bir darbe oldu. Her zaman duygularına hakim olabilen Peng bile sonunda patladı: ‘Bir Komünist Partisi ordusunu sürüp çıkarmak için tank kullanan bir baÅŸka Komünist Partisi ordusu! Böyle bir ÅŸey görülmemiÅŸtir!’” (s.366)

Bütün engellemelere raÄŸmen Kızıl Ordu, GMD birliklerini yenerek 1949 yılı Ekim’inde iktidarı ele geçirdi ve Çin Halk Cumhuriyeti bizzat Mao Zedung tarafından ilan edildi. Daha sonradan, Stalin, kendi reel güç anlayışını ifade eden ÅŸu sözleri söylemiÅŸtir Çinli komünistlere:

“Åžu anda kazanan sizsiniz ve kazananlar daima haklıdırlar. Kural budur.” (s.384)

Yani güçlü olan haklıdır! Öyle midir acaba? Sakın tam tersi doÄŸru olmasın…

Devamı-2’de



  
Serbest Kürsü




Bu koşe yazısı 21 defa okundu. Toplam 5076 kelime

Yazdýrýlabilir Sayfa Yazdirilabilir Sayfa Pdf Formatý Pdf Formati Yorum Ekle Yorum Ekle Arkadaþýna Gönder Arkadasina Gonder


[ Geri Don: Serbest Kürsü ] - [ Yazarlar Indeksi ]

Kose Yazilari ©
Yazarlar

Sibel ÖZBUDUN
'Kimlik Prangası'mı? [*]

Temel DEMİRER
'Ölümsüz' İsyan(cılar) [*]

Gün ZİLELİ
Oral Çalışlar'ın İdeolojik Yol Haritası...

Nevzat BERBER
Referandumu Boykot Edelim!

Halim KAR
Aklım Olsa,Solcu Olmazdım

Misafir Yazar
Davut Erkan/ Vicdani Bir Mesele: Vicdani Ret

Gül GÜN
Fırtına

'Hapishane Mektupları'
Ağır Hasta Tutsakların Listesi

Serbest Kürsü
Mehmet Atak/ Pozitif Ayrımcılık Yasasındaki Negatif Ayrımcılık

Agir Abad
Kürdistan'ın Öncüleri; Nuri Dersimi

Duyurular
Savunma Susturulamaz!

Bayram YoldaÅŸ
Silahların Bırakılması; Şeytanların İlahi Okumasıdır
-

İzlendigimiz Ülkeler

free counters

Etkinlik Takvimi
Eylül 2010
  1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
 
Bugün için etkinlik yok.
Video
İyi ikindiler Misafir! 
IP:  38.107.191.115



Kulanıcı Adı
Åžifre

 Katılımlar
  Bugün: 0
  Dün: 0
  Toplam: 45
  En Son: Yazar

You must Üye Ol to interact with Members
Son Yorumlananlar
· 1 İbrahim Aksoy/ Kemal Burkay Geliyor
· 2 Devrimci Demokrat/ MLKP'den Özür Diliyoruz
· 3 En moda sözü...
· 4 JMKDD'den Türkiye PEN'e Açık Mektup
· 5 Bugün Dünya Öğretmenler Günü
· 6 Ergenekon (Genelkurmay) MHP- Albay Dursun ÇİÇEK İliÅŸkisi
· 7 Mizah/ Rüşvetin Böylesi
· 8 BAÅžARILARIN DEVAMINI DİLERİM
· 9 İstanbul''da ki Çatışma Sürüyor: 7 Polis Yaralı
· 10 İstanbul''da ki Çatışma Sürüyor: 7 Polis Yaralı
Son Makale Yorumları
·devrimci demokrat sitesine basarilar...
*Yorumun Devami...

Site Sahibi Halim Kar (oturan adam)

Türkçe Destek ve Düzenleme UserNuke.CoM [*] PHP-Nuke Copyright © 2006 by Francisco Burzi.
All logos, trademarks and posts in this site are property of their respective owners, all the rest © 2006 by the site owner.
Powered by Nuke-Evolution-Xtreme.

Bu Site Önbellek sistemlidir. Önbellek yi Temizlemek için Tıklayın.[ Sayfa Üretimi: 0.39 Saniye | Kulanılan Hafıza: 6.35 MB | VT istekleri: 57 ]

Do Not Click