Kullanıldık ey halkım bizi unutma, demeliyiz. Çünkü kullananı'mız hala başka kullananlar tarafından hem kullanılıyor hem de o siz kullanmaya devam ediyor. Metruşka bebeği hikayesi ile karşı karşıyayız. Ne fena bir duygu şu ‚kullanıldım‘ tümcesi ne fena!.. Can sıkar, can yakar. Ama tedavi için bu şart.
PKK literatüründe ve özellikle ‘Öcalanist’ düşünce sistematiğinde çok ilginç kavramlar var. Bunlardan bir tanesi ‘Yoğunlaşma’ kavramıdır. Sahi bir akıllı insan şu ucube literatürde bu konu üstünde duramaz mı? Bakın ‘yoğunlaşma’ sözcüğü fiziki bir kavram. Ve ‘Öcalanist’ söylemdeki yeri ve işlevi ile fizikteki çok farklıdır. Ben –daha onların içilerindeyken- espiriyle takılmak için.
‘Arkadaşlar yoğunlaşmasına yoğunlaşın. Ama dikkat edin buharlaşmayın’ derdim. Anlayan anlardı. Anlamayanlar aval aval bakardı. Anlayanlar da ikiye ayrılıdı. Bir kısmı mesajımı alır; derin derin düşünürdü. Diğer bir kısmı gider beni ispiyonlardı. Ben bazen ‘Aslan Asker Şwak’lığa ya yatardım, ya da değişik bir savunma aygıtıyla gelen saldırıları durdururdum.
Mesela kul ile kullanılma arasında bir benzerlik görüyorum. Kul; bir insan da olsa araç gibi görülür. Kulun en yüksek ifadesi ‘militan’ oluyordu. Kulluktan militanlığa geçiş çok kolay ve sancısız olurken; Kulluktan Birey’e geçiş bir devrimdi. Acaba bu teşkilat içinda kaçımız kuldan bireye gidebildik? Bu kedi altında buzağı aramaya benzer. Çok zor bir durum.
x
Kullanmak sözcüğü asılında, insanî olgular için değil, daha çok alet ve adavat için geçerli olan bir bir kavram. Mesela, ‘Alet çalışır, el övünür’ özdeğişini ele alalım. Bana göre, insanın gelişen beyini, dili yani konuşma yetisi ve pençeden ele dönüşen uzuyla beraber inasanlaşam süreci başladı.Bu konuyla ilgili olarak ‘İnsan Nasıl İnsan Oldu’ kitabı enfes bir tarihi kitap ve her insana tavsiye ederim. Ben bu kitabı Zindanlı yıllarımda ilk eğitim çalışması olarak okuturdum. Bir masal ama herkese gerekli olan bir gerçeğin masalı.
Gelişen beyin, dili harekete geçirdi.
El devreye girdi ve insanın asıl insan olma evresi; alet yapabilmesidir, dersek yanılmayız.
Kullanma/ Kullanılmak.... Kulluk ve Kullanılmak... Uzun yıllar boyunca bunu beynimin sözcük alfabesinden çıkarmıştım. Bu kul ve kullanılama ile başlayan her heceyi öcü gibi görüyordum. Çünkü Kemal Pir ile bunu yıllarca tartıştık. Pir bana ‘Apo bizi kullandı’ diyordu. Ben de şiddetle ‘Hayır.. Hayır... Hayır!..’ diyordum. Hatta bazen ona hakszılık da ediyordum. ‘Seni kullanmış olabilir ama beni asla kullanamadı. Bunu kendim için kabul etmiyorummmmm....’ diye bağır bağır bağırıyordum. Ve Pir –dünyanın en zor ölüm şekli olan Ölüm Orucu’yla ölüp giderken onun sesi kullaklarımda çınlıyordu.
‘Rûken.. Apo bizi kullandı...’ Adete bana ‘Israr etme. Kendine gerekçe ve bahaneler bulma’ diyordu ve bu çığlıkları beni 1995’lerde beni Almanya, Kreyfeld şehir hastahanesinde tekrar bulduğunda; onun bilmem kaçıncı ölüm yıldönümünde ‘Evet, Pirim sen haklıydın. Biz kullanıldık’ dedim. Karar verdim ve o an intihara karar verdim. Ettimde.. İntiharın tüm gereklerini yerine getirdim. Bana engel olanları bıçakladım. 6mm’lik camları ellerimle kırdım. Kendimi üçüncü kattan attım. Ama ağaçların üstünden düşe düşe yere düştüm... (Daha geniş anlatımı Mem romanımda)
Kullanıldık!...
Bunun farkına ve ayrıdına varmak; bir alkoliğin, bir müzmin hastanın veya bir eroninmanın; ‘Evet ben hastayım’ deyip, tedevi kabul etmesi gibidir. Ben kullanıldığımı kabul ettim. Pir etti. Bir çok insan etti. Kimi buna dayanamadı ya Pir gibi bunu kendilerine yediremediler. Onlara dayatılan ya ihanet ya ölümdü. Pir; ‘Ölmek istemiyorum ama böylede yaşamak ağırıma gidiyor’ dedi ve gitti. Kimimiz hala yaşıyoruz.
Bu nedenle Amim Maalouf’un dediği gibi ‘Yaralı kuşalar ölürken saklanır’ gerçeğini kendimize rehber aldık.
Peki kullanılmak konusunda suçlu kullanılan mı? Yoksa kullanan mı?
Ben iki tarafı da eşit oranda suçlu görsem de, işin bir yanını bu kullanma ve kullanılmayı yaratan koşullara bağlıyorum. Çünkü yine Amin Maalouf; ‘Yaralı toplumların bağrından çıkan bazı sapkın insanlar, bu yaralı toplumun insanlarını; kandi gaye ve amaçları için kullanırlar’ şeklinde bir belirlemesi var. Ama Ölümcül Kimlikler kitabı yanımdan olmadığında tamı alınıtıyı veremiyorum.
Toplum olarak yaralıyız.
Bu yaramızı lider ve önderler; teşis edip, tedavi edeceklerine daha çok kanatarak, bizleri çılgına çevirdiler. Hasas ve nazik noktalarımızı tesbip edip, ordan girdiler. Düşürdüler. Kendilerine bağladılar. Ve istedikleri amaç etrafında toplamayı becerdiler. Ben bunlar kötü niyetli lider ve önderle berabar, ulusun üvey babaları olarak görüyorum. İyi lider; yaralı inasan ve yoladaşlarının yarasını deşmez, onları düşürmez. Kendine bağımlı hale getirmez. Bunu kötü ve art niyetli liderler yapar.
Diğer yandan, biraz da kullanılana kızıyorum. Önce çuvaldızı kendimize batırıyorum. ‘Sen, sen olaydın. Kendin olaydın. Kendini kullandırmayaydın’ da diyorum. Bazen de kullanandan çok kabahat kullanılanındır, diyorum. Kendimi bunun için çok hırpalıyorum. Ama artık o aşamaları atlattım.
Beni, samimiyetimi ve dürüstlüğümü suistimal edenden ve edenlerden misiliyle intikam aldım. Önemli onlan bunu bireysel düzeyde bırakmamaktı. Çünkü bu şahsî bir kullanma ve kullanılmadan çok, bir halkın, bir davanın adına yapıldı. Keşke bu bireysel bir şey olsaydı. Keşke bizi kullanan,i bizi satan ve ihanet eden, iyi bir kazanç için satsaydı. Bari buna gam yemezdim.
Peki bu kullanma ve kullanılam olgusuyla karşı karşıya olan bir ben ve Pir miydi?
Hayır, bu ululusun en acar, en yiğit ve en uçlarda savaşmaya meyilli olan binlerin hikayesidir.
Alın size yakın bir zamanda okuyup bitirdiğim Canpolat – Sonunu düşünen kahraman olmaz- kitabını. Yazarı Zülfü Canpolat sağ/MHP cenahından, alın sol/PKK cenahından bendeniz Şükrü Gülmüş’ün hikayesi aynı. Hiç bir farkı yok. Biri Kürmanç, diğeri Zaza. Bu nedenle yıllar sonra ben ona, o bana kardeş, dedik. Ve bu yakında esiki bir MHP’li ile eski bir PKK’li yan yana gelecek ve onunla roportaj yapacağım.Keşke böyle her hareket ve oluşumdan birer numune birer yaşam hikayesi yazılsa ve halklarımıza sunulsa.
Ve şu habere bakın lütfen!..
Öcalan'ın avukatı: Balyoz'da kullanıldık
Hazal ATEŞ/ANKARA
02.03.2010 /Sabah Gazetesi
İmralı'da tutuklu bulunan Abdullah Öcalan'ın avukatı İrfan Dündar, Öcalan'ın Balyoz planının hazırlandığı günlerde tecrit edildiğini, böylece bölgede karışıklık ortamı yaratıldığını savundu. Avukat Dündar, "Balyoz darbe planının hazırlandığı 2002-2003 tarihlerinde İmralı'ya gitmemize izin vermediler.
Öcalan'la 104 gün görüştürülmedik. Avukatları olarak bölgeye gidip durumu halka anlattık. Olay büyüdü, insanlar sokağa döküldü. Amaçları bölgede kargaşa yaratmaktı. Bizler de buna alet olduk. Balyoz'da açık açık bizi kullandılar" dedi. İrfan Dündar, darbe planının hazırlandığı öne sürülen Aralık 2002 ve Mart 2003 tarihleri arasında, Öcalan'ın 14 hafta boyunca tecride alındığını söyledi. Balyoz planının bir ayağının da İmralı ve Kürtler üzerinde hayata geçirildiğini savunan Dündar, şunları söyledi: "Amaçları kargaşa yaratmaktı, bunu da başardılar. Sokaklarda gösteriler arttı. O tarihte süreci okuyamadık. Yaşananlara alet olduk."
İşte bu olmaz!..
Sizi kim kullandı?
Ve sizi kullananın kendisi de bir kulanım aracı değil mi?
Dün başkasının elinde kullanılan adam; bir ulusun davasını kullandı. Bence bu yetmez. Keşke yanlız bu olsa… Balyoz Darbe Planı’nın öncesi var. Şu Balyoz ve Ergenekon Davasının çok çok önceleri var.
Gelin biz oralara gidelim.
Hatta sayın Dündar siz o tarihlerde –belki- ne dünyaya gelmiştiniz, ne de o günlerde bu günahları işlemiştiniz.
Lakin bu itirafınız da, bir başlangıç olması vesilesiye taktire şayandır.
Bence halkmıza hep beraber seslenmeliyiz.
Kullanıldık ey halkım bizi unutma, demeliyiz.
Çünkü kullanan’ımız hala başka kullananlar tarafından hem kullanılıyor hem de o siz kullanmaya devam ediyor.
Metruşka bebeği hikayesi ile karşı karşıyayız.
Ne fena bir duygu şu ‚kullanıldım‘ tümcesi ne fena!..
Can sıkar, can yakar. Ama tedavi için bu şart.
Peki son bir soru: Siz kullanıdıklarımızdan mısınız, yoksa kullanılmadıklarımızdan mısınız?
İşte to be or nat to be
Yani olmak ve olmamak noktası burda….
Bence herkes bu soruyu kendisine sorma zamanı.
Kaynak; Nasname-5 Mart 10-