﻿﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<?xml-stylesheet title="XSL_formatting" type="text/xsl" href="includes/rss/rss_20.xsl" ?>

<rss version="2.0" 
 xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
 xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
 xmlns:admin="http://webns.net/mvcb/"
 xmlns:rdf="http://www.w3.org/1999/02/22-rdf-syntax-ns#">

<channel>
<title>Devrimci Demokrat</title>
<link>http://www.devrimcidemokrat.com</link>
<description>Büyük Isimlerin degil, büyük davalarin adami olunuz</description>
<copyright>Devrimci Demokrat</copyright>
<generator>Devrimci Demokrat Evo RSS Parser</generator>
<ttl>60</ttl>

<image>
<title>Devrimci Demokrat</title>
<url>http://www.devrimcidemokrat.com/images/evo/minilogo.gif</url>
<link>http://www.devrimcidemokrat.com</link>
<width>94</width>
<height>15</height>
<description>Devrimci Demokrat</description>
</image>
<dc:language>en_us</dc:language>
<dc:creator>gozerek@hotmail.com</dc:creator>
<dc:date>2010-09-06T19:49:36+02:00</dc:date>

<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
<sy:updateBase>2010-09-06T19:49:36+02:00</sy:updateBase>

<item>
<title>Murat Yildiz`in Anisina!</title>
<link>http://www.devrimcidemokrat.com/modules.php?name=Forums&amp;file=viewtopic&amp;t=49#52</link>
<description><![CDATA[Rıza Şehirli<br />
__________<br />
Alevi Yoldaş <br />
<br />
Doğduğumuz andan itibaren ölmek için programlanmış gibiyiz. Canlılar içerisinde öleceğini bile bile yaşayan bir tek varlık biziz. Bunun en temel nedeni varlığımızın farkında oluşumuzdur. Yaşamdaki en sade gerçeklik bu olmasına rağmen, bunun farkında olmak acıları dindirmeye yetmiyor. Acıların pansumanı zamanla, merhemi dayanışmayla olur.<br />
Ölüm ve yaşam zıtların birliğini içeren yaşamın en soğuk ve en gerçek halidir. Bundandır ki, hep soğuk gelmiştir ölüm bana. Doğarken titrer, sonra üşümeye başlarız; başka türlü nefes almaya başlar ağlarız; kordon bağı kesilip, atılır, korkarız. O an, anlarız ki yaşam denilen yolda bizi bekleyen çok acılar varmış. Acıları dindirmek için var gücümüzle ana memesine saldırırız. Acıların dolusunu dem eyleriz, yolun yoldaşıyla cem eyleriz. <br />
Ölüm adındaki uzak bir durak yaşamdaki varış yerimiz olduğunu bilmemize karşılık, bazen kestirme yoldan, bazen koşar adımlarla ölüm denilen istasyona varmak için apansız yolculuklara çıkarız. Yol haritasının ön gördüğü patikalarda, dağlarda, kıyılarda geçerek bir istikametine gidilecekse, son duraktan önce ara yerlerde bolca konaklamalı insan. Kamp kurmalı, dağlara çıkmalı, ateşler yakmalı, halaylar çekmeli, türküler söylemeli, semaha durmalı. Ve her yaşın, her evrenin tadını çıkarta-çıkarta geçmeliyiz hayatın bu sarp yamaçlarında ve acımazsız kışlarında. Erken varışlar, erken gidişler bu nedenle yüreğimi acıtır. Bir hançer yarası gibi sızlatır bütün benliğimi. Bir kitabın ortasında yazılmamış boş sayfalar gibi, direk sonuca akmamalı yaşam denilen hikayemiz. Öykülerin, romanların akıcılığı kalın sayfaların ortalarında zenginleşir ve çoğalır. <br />
Sevgili dostum Murat öyküsü yazılmamış boş sayfalar gibi direk sonuca aktı. O bu öyküyü bize eksik ve yarım bırakmadan sonuna kadar anlatmak isterdi. Ah birde kanser denilen canavar olmasaydı. Ne acılar görmüştü, ne zulümler, ne sürgünler ve ne ihanetler. Her birisiyle mücadele etmesini bildi; ama bir tek kansere yenik düştü.<br />
Grup Munzur sanat cephesindeki amatör çalışmalarına Murat?ın emek ve çabalarıyla İzmir?de başlamıştı. Ülkedeki sessizliğe, eşitsizliğe, haksızlığa karşı protest bir duruşuyla sanat ve kültür alanında duruş sergiledi. Öğrencilerin akademik ve demokratik mücadelesinde, işçilerin grevlerinde, tutsakların direnişlerinde isyan ateşi türküsüydü. Dili yasaklanmış ve kültürü yağmalanmış bir halkın kardeleniydi. Çiçeklerin hiç solmayacağı bir ütopyası vardı, halkı dikenli bahçesinde gül yetiştirmek için, onların sırdaşı ve yoldaşı olmuştu. Onun türkülerinin, marşlarının ve ağıtlarının kokusuyla yaşam canlandı. Yaşama bahar kokusunun müjdesini veriyordu. Onların, güllerin mücadelesini sürdürmek için &#x22;şuncacık yürek isterdi&#x22;. Ve o tutup, tüm yüreğini halkıyla paylaştı. Ve bundandır ki, bugün onun sessizce çekip gitmesine gönlüm bir türlü razı olmuyor. <br />
Sosyalistler belki bu zamansız yolculukta, kendi paylarına düşeni suya sabuna dokunmadan izah edebilirler. Bu onların klasik bir vefasızlık örneği sayılabilir. Örgütlü yaşama ve kolektif bir müziğe vurgu yapılarak ve kayıtsızlıklarına bahane bulunarak bir perde çekeceklerdir. Emek adına yola çıkıp, emeğin kıymetini bu denli silikleştiren başka sosyalistler var mıdır bu dünyada? Sanatsal yaşamını kolektif düzeyde başlatıp, daha sonra tek başına sürdüren bir tek Murat mıydı?. Metin Kemal Kahraman, İlkay Akkaya, Mikahil Aslan, Ferhat Tunç buna örnek verilebilir. Bunlar akarsulardan, denizlere, denizlerden okyanuslara açılıp daha geniş kitlelere ulaşmak istediler. Kendi gölünün kuğusu olmasını isteyen marjinal çevreler, bunları her fırsatta yıprattı, horladı ve protesto ettiler. Oysa bugüne kadar verdiği emek ve çabalardan dolayı onlara teşekkür edip, denizlere varmak istemlerinide anlayışla karşılamaları gerekliydi. Grup ve kolektif çalışma gönüllü bir birlikteliğin ürünüyse, tek başına okyanuslara varmak için yelken açmakta bir tercihtir. Buna herkesin rızalık göstermesi gerekmez mi? Belki tek başına okyanuslara yelken açmak Donkişotça bir eylemdir. Ama bunada saygı duyup, anlayış gösterilmesi aforoz edilmemesi gereklidir.<br />
Muradım okyanuslara varmak, yıldız olup mazluma ışık saçmak, Hızır olup darda kalanlara yardım etmekti. Muradıma yetmek için ömür yetmedi. Ve zaman dolu ve gitme vakti gelmişti. Süreli bir dünyandan süresiz bir çelişkiye doğru, tüm acıları, tüm sevdaları, aşkları ve yalnızlıkları geride bırakarak, kimseye hiç bir şey demeden çekip gitti. Hücredeki bir mahpusun yalnızlığında, bir dilin yasaklı hecelerinde, yasaklanan aşkların tutkulu bağlılığıyla her şeyi yarım bırakarak gitti. Kimsecikler duymadı.<br />
<br />
31 Ocak 2010]]></description>
<guid isPermaLink="false">52@http://www.devrimcidemokrat.com</guid>
<dc:subject>Murat Yildiz`in Anisina!</dc:subject>
<dc:date>2010-02-01T20:24:03+02:00</dc:date>
</item>

<item>
<title>Bir Murat tuttum Yıldız'ım kayıp gitti</title>
<link>http://www.devrimcidemokrat.com/modules.php?name=Forums&amp;file=viewtopic&amp;t=50#51</link>
<description><![CDATA[<span style="font-size: 18px; line-height: normal">[font=Arial]Rıza Şehirli<br />
__________<br />
<span style="color: #00BFFF">A</span><span style="color: #0BB1FA">l</span><span style="color: #16A2F5">e</span><span style="color: #2194F0">v</span><span style="color: #2B86EB">i</span><span style="color: #3677E6"> </span><span style="color: #4169E1">Y</span><span style="color: #6158BC">o</span><span style="color: #804696">l</span><span style="color: #A03571">d</span><span style="color: #C0234B">a</span><span style="color: #DF1226">ş</span><span style="color: #FF0000"> </span><br />
<br />
Doğduğumuz andan itibaren ölmek için programlanmış gibiyiz. Canlılar içerisinde öleceğini bile bile yaşayan bir tek varlık biziz. Bunun en temel nedeni varlığımızın farkında oluşumuzdur. Yaşamdaki en sade gerçeklik bu olmasına rağmen, bunun farkında olmak acıları dindirmeye yetmiyor. Acıların pansumanı zamanla, merhemi dayanışmayla olur.<br />
Ölüm ve yaşam zıtların birliğini içeren yaşamın en soğuk ve en gerçek halidir. Bundandır ki, hep soğuk gelmiştir ölüm bana. Doğarken titrer, sonra üşümeye başlarız; başka türlü nefes almaya başlar ağlarız; kordon bağı kesilip, atılır, korkarız. O an, anlarız ki yaşam denilen yolda bizi bekleyen çok acılar varmış. Acıları dindirmek için var gücümüzle ana memesine saldırırız. Acıların dolusunu dem eyleriz, yolun yoldaşıyla cem eyleriz. <br />
Ölüm adındaki uzak bir durak yaşamdaki varış yerimiz olduğunu bilmemize karşılık, bazen kestirme yoldan, bazen koşar adımlarla ölüm denilen istasyona varmak için apansız yolculuklara çıkarız. Yol haritasının ön gördüğü patikalarda, dağlarda, kıyılarda geçerek bir istikametine gidilecekse, son duraktan önce ara yerlerde bolca konaklamalı insan. Kamp kurmalı, dağlara çıkmalı, ateşler yakmalı, halaylar çekmeli, türküler söylemeli, semaha durmalı. Ve her yaşın, her evrenin tadını çıkarta-çıkarta geçmeliyiz hayatın bu sarp yamaçlarında ve acımazsız kışlarında. Erken varışlar, erken gidişler bu nedenle yüreğimi acıtır. Bir hançer yarası gibi sızlatır bütün benliğimi. Bir kitabın ortasında yazılmamış boş sayfalar gibi, direk sonuca akmamalı yaşam denilen hikayemiz. Öykülerin, romanların akıcılığı kalın sayfaların ortalarında zenginleşir ve çoğalır. <br />
Sevgili dostum Murat öyküsü yazılmamış boş sayfalar gibi direk sonuca aktı. O bu öyküyü bize eksik ve yarım bırakmadan sonuna kadar anlatmak isterdi. Ah birde kanser denilen canavar olmasaydı. Ne acılar görmüştü, ne zulümler, ne sürgünler ve ne ihanetler. Her birisiyle mücadele etmesini bildi; ama bir tek kansere yenik düştü.<br />
Grup Munzur sanat cephesindeki amatör çalışmalarına Murat?ın emek ve çabalarıyla İzmir?de başlamıştı. Ülkedeki sessizliğe, eşitsizliğe, haksızlığa karşı protest bir duruşuyla sanat ve kültür alanında duruş sergiledi. Öğrencilerin akademik ve demokratik mücadelesinde, işçilerin grevlerinde, tutsakların direnişlerinde isyan ateşi türküsüydü. Dili yasaklanmış ve kültürü yağmalanmış bir halkın kardeleniydi. Çiçeklerin hiç solmayacağı bir ütopyası vardı, halkı dikenli bahçesinde gül yetiştirmek için, onların sırdaşı ve yoldaşı olmuştu. Onun türkülerinin, marşlarının ve ağıtlarının kokusuyla yaşam canlandı. Yaşama bahar kokusunun müjdesini veriyordu. Onların, güllerin mücadelesini sürdürmek için &amp;#x22;şuncacık yürek isterdi&amp;#x22;. Ve o tutup, tüm yüreğini halkıyla paylaştı. Ve bundandır ki, bugün onun sessizce çekip gitmesine gönlüm bir türlü razı olmuyor. <br />
Sosyalistler belki bu zamansız yolculukta, kendi paylarına düşeni suya sabuna dokunmadan izah edebilirler. Bu onların klasik bir vefasızlık örneği sayılabilir. Örgütlü yaşama ve kolektif bir müziğe vurgu yapılarak ve kayıtsızlıklarına bahane bulunarak bir perde çekeceklerdir. Emek adına yola çıkıp, emeğin kıymetini bu denli silikleştiren başka sosyalistler var mıdır bu dünyada? Sanatsal yaşamını kolektif düzeyde başlatıp, daha sonra tek başına sürdüren bir tek Murat mıydı?. Metin Kemal Kahraman, İlkay Akkaya, Mikahil Aslan, Ferhat Tunç buna örnek verilebilir. Bunlar akarsulardan, denizlere, denizlerden okyanuslara açılıp daha geniş kitlelere ulaşmak istediler. Kendi gölünün kuğusu olmasını isteyen marjinal çevreler, bunları her fırsatta yıprattı, horladı ve protesto ettiler. Oysa bugüne kadar verdiği emek ve çabalardan dolayı onlara teşekkür edip, denizlere varmak istemlerinide anlayışla karşılamaları gerekliydi. Grup ve kolektif çalışma gönüllü bir birlikteliğin ürünüyse, tek başına okyanuslara varmak için yelken açmakta bir tercihtir. Buna herkesin rızalık göstermesi gerekmez mi? Belki tek başına okyanuslara yelken açmak Donkişotça bir eylemdir. Ama bunada saygı duyup, anlayış gösterilmesi aforoz edilmemesi gereklidir.<br />
Muradım okyanuslara varmak, yıldız olup mazluma ışık saçmak, Hızır olup darda kalanlara yardım etmekti. Muradıma yetmek için ömür yetmedi. Ve zaman dolu ve gitme vakti gelmişti. Süreli bir dünyandan süresiz bir çelişkiye doğru, tüm acıları, tüm sevdaları, aşkları ve yalnızlıkları geride bırakarak, kimseye hiç bir şey demeden çekip gitti. Hücredeki bir mahpusun yalnızlığında, bir dilin yasaklı hecelerinde, yasaklanan aşkların tutkulu bağlılığıyla her şeyi yarım bırakarak gitti. Kimsecikler duymadı.<br />
<br />
31 Ocak 2010 &amp;#xA0;<br />
 &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0;[/font][size=12]</span>[/size]<span style="font-size: 12px; line-height: normal"></span>]]></description>
<guid isPermaLink="false">51@http://www.devrimcidemokrat.com</guid>
<dc:subject>Bir Murat tuttum Yıldız'ım kayıp gitti</dc:subject>
<dc:date>2010-02-01T11:10:05+02:00</dc:date>
</item>

<item>
<title>ABD'li Bir &#x22;Ekonomik Suikastçının&#x22; İtirafları...</title>
<link>http://www.devrimcidemokrat.com/modules.php?name=Forums&amp;file=viewtopic&amp;t=48#49</link>
<description><![CDATA[<span style="font-size: 12px; line-height: normal"><span style="font-weight: bold">Amerika dünyayı nasıl yonetiyör...<br />
CİA'de yıllarca çalışan ekonomik tetikçiler anlatıyor...Kimlere, hangi devlet başkanlarına nasıl rüşvet verildi?<br />
Kabul etmeyenler nasıl devrildi veya öldürüldü...Sistemde kurtuluş yolları...<br />
İMF'ye başka bir açıdan bakış, ABD'nin dünyayı nasıl yonetiğine farklı bir yorum...</span></span><br />
<br />
<br />
<br />
[ram]</blockquote><br />
<p style="text-align: justify;"><br />
<p style="text-align: justify;"><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="482" height="340" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="src" value="http://dotsub.com/static/players/portalplayer.swf?plugins=dotsub&amp;uuid=7281f5dc-d4b1-4315-abb7-143becd34f49&amp;type=video&amp;lang=tur" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="482" height="340" &amp;#xA0;[/ram]]]></description>
<guid isPermaLink="false">49@http://www.devrimcidemokrat.com</guid>
<dc:subject>ABD'li Bir &#x22;Ekonomik Suikastçının&#x22; İtirafları...</dc:subject>
<dc:date>2009-11-10T18:59:27+02:00</dc:date>
</item>

<item>
<title>'Darwin ve Yaşam Ağacı' Belgeseli</title>
<link>http://www.devrimcidemokrat.com/modules.php?name=Forums&amp;file=viewtopic&amp;t=47#48</link>
<description><![CDATA[[GVideo].</font><br /><br /><br /><br /><object codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0" classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="480" height="350"><param value="VideoPlayback" name="id" /><param value="http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=-289962536384698435&amp;hl=tr&amp;fs=true" name="src" /><param value="true" name="allowfullscreen" /><embed allowfullscreen="true" src="http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=-289962536384698435&amp;hl=tr&amp;fs=true" type="application/x-shockwave-flash" width="480" height="350" id="VideoPlayback"> </embed></object></p><p> </p>[/GVideo]]]></description>
<guid isPermaLink="false">48@http://www.devrimcidemokrat.com</guid>
<dc:subject>'Darwin ve Yaşam Ağacı' Belgeseli</dc:subject>
<dc:date>2009-11-07T13:20:18+02:00</dc:date>
</item>

<item>
<title>Zeitgeist / Zamanın Ruhu (Son Sürüm-Türkçe Altyazılı)</title>
<link>http://www.devrimcidemokrat.com/modules.php?name=Forums&amp;file=viewtopic&amp;t=44#45</link>
<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold"><span style="font-size: 12px; line-height: normal"> &amp;#xA0;<span style="color: red">Zeitgeist - The Movie</span><br />
<br />
<br />
Öyle bir film ki:<br />
İlk kez 2007 yılı Haziran ayında Google Video?da yayınlandı. Yayınlanır yayınlanmaz günde 70 bin,ayda yaklaşık 2 Milyon izleyenle internet tarihinin en çok izlenen ve toplamda dünyanın en çok indirilen filmi oldu.15 Mart 2008?de dünya genelinde gösterim günü ilan edildi ve 1800 noktada özel gösterimler düzenlendi. Aynı gün Türkiye?de Boğaziçi Üniversitesi?nde ve Atlas Pasajı Nefes Cafe?de gösterildi.IMDB?de 8.7 puan aldı. Oylamaya katılan 3,877 kişiden 2,450?i filme 10 tam puan verdi.Filmin içeriği dünya genelinde çok büyük tartışmalar yarattı. Hatta Zeitgeist?e karşı Hıristiyan çevreler iki alternatif film bile yayınladı.Bütün bu tartışmalara rağmen büyük yayın kuruluşları filmin adını ağızlarına dahi almadı. Bütün sansasyonel etkisini bağımsız internet siteleriyle sağladı.Korkularımızla yüzleşmemek adına.. ?komplo teorisi? kelimesine dört elle sarılır olduk. Özellikle dönemimizde öyle insanlık dışı olaylarla karşılaşıyoruz ki bunların kökenini araştırmak, hatta düşünmek bile bizleri korkutuyor. Mesela ?İnsan Hakları?. Batı medeniyeti merkezli olduğuna inandığımız bu kavramın tam da Batı Dünyası tarafından ayaklar altına alınması hayata karşı güvensizliğimizi zirvelere taşıyor. Toplu mezarlar, petrol için öldürülen bebekler, işkencenin ABD tarafından standartlarının belirlenmeye çalışılması bizlerin insani kriterlerini de bulanıklaştırıyor.Bütün bu saydıklarımız değerlerimizi kazandığımız geçmişimize götürüyor. Bize söylenenler, öğretilenler yalan olmalı ki bu insani kriterleri yaratanlar kendileri her türlü değeri alaşağı ediyor. ZeitGeist filmini seyredenler bu sorgulamayı daha yıkıcı yaşayacak. Ya uyanacak, ya olanlara şaşırmaya devam edecek.Film din, para, ve korku üçgeni içerisinde kıstırılan toplumların nasıl yönlendirildiğini ve büyük planın tekno-totaliter bir Dünya Devleti kurmak olduğunu ileri sürüyor.Zietgeist?de artık koplo teorisi sınıfından çıkmış ve herkesce doğru kabul edilen 11 Eylül Saldırılarının bizzat Amerika tarafından düzenlendiğini, kredi sistemini,savaş ekonomisini,merkez bankası ve Federal Reserve tarafından nasıl köle bir toplum yaratıldığını anlatıyor........</span></span><br />
[GVideo]http://video.google.com/videoplay?docid=5012265771766715098&amp;#x26;ei=Xm_fSt6kLZ2G2wLquIWODw&amp;#x26;q=Zeitgeist+%2F+Zaman%C4%B1n+Ruhu&amp;#x26;hl=tr#[/GVideo]<br />
<br />
[GVideo]http://video.google.com/videoplay?docid=5958417702366025931&amp;#x26;ei=Xm_fSt6kLZ2G2wLquIWODw&amp;#x26;q=Zeitgeist+%2F+Zaman%C4%B1n+Ruhu&amp;#x26;hl=tr#[/GVideo]]]></description>
<guid isPermaLink="false">45@http://www.devrimcidemokrat.com</guid>
<dc:subject>Zeitgeist / Zamanın Ruhu (Son Sürüm-Türkçe Altyazılı)</dc:subject>
<dc:date>2009-10-21T22:38:39+02:00</dc:date>
</item>

<item>
<title>Hrant Dink Belgeseli</title>
<link>http://www.devrimcidemokrat.com/modules.php?name=Forums&amp;file=viewtopic&amp;t=42#43</link>
<description><![CDATA[URL: [GVideo]http://video.google.com/videoplay?docid=4680301213901730914#[/GVideo]]]></description>
<guid isPermaLink="false">43@http://www.devrimcidemokrat.com</guid>
<dc:subject>Hrant Dink Belgeseli</dc:subject>
<dc:date>2009-09-24T15:50:15+02:00</dc:date>
</item>

<item>
<title>Emir SADER/ En Zayıf  Halka? [*]</title>
<link>http://www.devrimcidemokrat.com/modules.php?name=Forums&amp;file=viewtopic&amp;t=37#38</link>
<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold"><img src="http://www.ww64.com/uploads/images/2009-08-16/8tBD2YqU67.jpg" /><br />
<br />
<br />
 &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0;LATİN AMERİKA?DA NEO-LİBERALİZM<br />
<br />
 <br />
<br />
Yeni yüzyıl Latin Amerika?da şaşırtıcı bir başlangıç yaptı. İlk kez burada -Şili ve Bolivya- uygulanan neo-liberalizm için ayrıcalıklı bir alan olan kıta, hızlı bir biçimde yalnızca neo-liberalizme karşı bir direniş değil, onun alternatiflerinin inşası için de önde gelen bir arenaya dönüştü. Madalyonun iki yüzü: tam da neo-liberal deneylerin laboratuarı olduğu içindir ki, Latin Amerika artık onun sonuçlarıyla baş etmek zorunda. 1990?lar ve 2000?ler birbiriyle taban tabana zıt iki onyıl oldu. 90?lar boyunca, neo-liberal model -Küba dışında- kıtanın hemen her ülkesine çeşitli ölçülerde dayatıldı. İlk Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşmasını (NAFTA) imzalamak üzere Rio Grande?yi kat etmeyen Clinton, uzun olmayan bir süre sonra, yeni modelin ilk krizi Meksika?da patlak verdiğinde Washington?dan bir süper-istikrazı onaylamak zorunda kaldı. ABD bunun ardından, serbest ticaret politikalarının kesintisiz bir uzantısı olarak yarıküre ölçeğinde bir Amerikalar Serbest Ticaret Bölgesi?ni (FTAA) dayatmayı sürdürdü. <br />
<br />
2000?de, Kanada?daki bir Amerikalar zirve toplantısındaVenezüella?nın Hugo Chávez?i Clinton?un FTAA önerisine karşı oy kullanan tek lider olurken, Cardoso, Menem, Fujimori ve meslekdaşları uysalca sıraya girmişlerdi. Chávez katıldığı ilk İberik-Amerikan zirvesinde, Castro?nun kendisine, üzerinde ?En azından buradaki tek şeytan ben değilim,? yazılı bir pusula ilettiğini aktarmıştı. Bu nedenledir ki, bizzat -kendisi 1998?de Venezüella devlet başkanı seçilen- Chávez?in 2003?de Brasilia?da Lula ve Buenos Aires?de Néstor Kirchner?in; 2004?te Montevideo?da Tabaré Vázquez?in; 2006?da La Paz?da Evo Morales?in; 2007?de Managua?da Daniel Ortega ve Quito?da Rafael Correa?nın; ve nihayet 2008?de Asunción?da Fernando Lugo?nun yemin törenlerini izlemesi bu nedenle bir bakıma ferahlatıcıydı. Bu arada, 2000?de neredeyse oybirliğiyle kabul edilen ABD serbest ticaret önerisi, 2004?e gelindiğinde çoktan ölmüş ve gömülmüştü. O tarihten itibaren Chávez?in kendisi ve 2006?da da Lula yeniden seçildi; o yılın Nisan?ında Kirchner yerini eşi Cristina Fernández?e bıraktı; Paraguay?da ise Lugo, Colorado Partisi?nin neredeyse altmış yıllık yönetimine son vererek seçim zaferi kazandı. <br />
<br />
Kıtanın tüm tarihi boyunca gördüğünden daha fazla sayıda sol ya da orta-sol, ilerici hükümetin göreve gelmesine yol açan, şimdiye dek geçirdiklerinin en hızlısı bu radikal değişimin anlamı nedir? Kıtanın yeryüzündeki en yüksek eşitsizlik düzeylerini, neo-liberal onyılın daha da vahimleştirdiği bir gelir uçurumunu sergilediği doğrudur; yine de, geçmişteki halk mücadelelerini cezalandıran sert darbelerin yanısıra, neo-liberal kurulumun sağlamlığı, böylesi hızlı bir dönüşü olanaksız kılmaktaydı. Aşağıda, Latin Amerika?yı neo-liberal zincirin en zayıf halkasına dönüştüren koşulları anlamaya çalışacağız. <br />
<br />
 <br />
<br />
 &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0;MODELİ DAYATMAK<br />
<br />
 <br />
<br />
1980 ve 90?larda Latin Amerika ülkelerine birbiri ardı sıra dayatılan özelleştirme programlarının bir önkoşulu, önceki sol ve örgütlü işçi hareketlerinin yenilgisi ve edilginleştirilmesiydi. Kalkınma onyılları boyunca -özellikle Meksika, Arjantin ve Brezilya?da, ama daha sınırlı ölçülerde Kolombiya, Peru, Şili, Uruguay ve Kosta Rika?da da- vurgu ithal ikameci sanayileşme üzerineydi. Bu kalkınma girişimlerinin ardında, milliyetçi ideolojiler ve kimlikler bağlamında işçi sınıfı ve sendikalarının güçlendirilmesini teşvik eden, yerel parti oluşumları ve demokratik-ulusal blokların desteğindeki geniş çaplı siyasal-ideolojik projeler bulunuyordu. Bunun inşa ettiği potansiyel, uzun büyüme çevriminin, Küba örneğinin kapitalizmin ve ABD emperyal tahakkümünün sınırlarını aşan alternatiflere işaret ettiği, işçi hakları konusundaki çatışmalarda tükendiği 1960?larda radikal bir kuvvet olarak siyaset sahnesine çıktı. Bu mücadelelerin karşılığı, ilkin 1964?te Brezilya ve Bolivya?da, 1966 ve 1976?da Arjantin?de ve nihayet 1973?te Uruguay ve Şili?de görüldüğü üzere, bir dizi askerî darbe oldu. <br />
<br />
Askerî diktatörlük ve neo-liberal modellerin uygulanışı birleşik ve birbiriyle sıkıca ilintili süreçleri, toplumsal sınıflar arasındaki güçler dengesinde aşırı bir gerileme yaratacak tarzda birlikte işleyecekti. Önce halkın kendi çıkarlarını savunma yetisi yerle bir edilmeden, ulusal sınaî kaynaklarının, en sert şekli Şili, Uruguay ve Arjantin?de gerçekleştirilen topyekûn satışlarını kotarmak olanaksız olacaktı. İç pazarın genişletilmesinde düzenleyici bir kapasite ve rol üstlenen devletlerin yönetiminde, nüfusun toplumsal refahını güvence altına alan ve kamu hizmetlerini sağlayan ileri toplumsal koruma sistemlerine sahip bu üç ülke, başarılarıyla öne çıkmaktaydı. Tarihleri boyunca tanığı oldukları en acımasız baskılar, devletin işlevlerini özelleştiren -Arjantin?de neredeyse tüm kamu kaynaklarını özel sermayeye aktaran- ve binbir çabayla edinilmiş toplumsal hakları ilga eden neo-liberal politikaların önünü açmaya yönelikti. Kısacası, kıtadaki en aydınlanmış ülkelerinden üçü, tümüyle çözülmeye uğramıştı. <br />
<br />
Neo-liberalizm 1990?lar boyunca siyasal spektrum boyunca Latin Amerika?ya nüfuz etti. Program ilkin Pinochet?nin Şili?sinde aşırı sağ tarafından uygulamaya sokuldu. Peru?daki Alberto Fujimori gibi başka sağcı şakirtler buldu, ama aynı zamanda tarihsel olarak milliyetçilikle ilişkili kuvvetleri de massediyordu: Meksika?daki PRI (Kurumsal Devrimci Parti); Carlos Menem döneminde Arjantin Peronizmi; Bolivya?da 1952?de Víctor Paz Estenssoro yönetimindeki milliyetçi devrimi yöneten Milliyetçi Devrimci Hareket? Bunun ardından, neo-liberalizm sosyal demokrasiye yönelerek Şili Sosyalist Partisi?nin, Venezüella?daki Acción Democrática?nın, ve Brezilya?nın Sosyal Demokrat Partisi?nin desteğini kazanarak, hemen tüm Latin Amerika kıtasında hegemonik bir sistem hâlini aldı. <br />
<br />
Yine de, neo-liberal model istikrar kazanması için gerekli toplumsal güçlerin konsolidasyonunda başarısız kaldı ve böylelikle gidişatını engelleyecek krizler erken denilebilecek bir zamanda birbiri ardı sıra patlak verdi. En büyük üç Latin Amerikan ekonomisi en dramatik krizlere sahne olacaktı: 1994?te Meksika, 1999?da Brezilya ve 2002?de Arjantin; program vaatlerini yerine getiremeden un ufak oldu. Hiperenflasyonun yıkımları ancak devasa bir maliyetle denetim altına alınabildi. On yıl, ya da daha uzun bir süre boyunca iktisadî gelişme felce uğradı, servet yoğunlaşması her zamankinden daha fazla arttı, kamu açıkları büyüdü ve nüfus yığınlarının hakları, özellikle de istihdam ve emek ilişkileri alanında gasp edildi. Üstüne üstlük, ulusal borç katlanarak büyürken, bu üç ülkenin her birinin pahalı bir biçimde keşfettiği üzere, spekülatörlerin saldırıları karşısında çaresiz kalan bölgesel ekonomilerin kırılganlığı büyük ölçüde arttı. <br />
<br />
Neo-liberalizmin Latin Amerika?daki iktisadî başarısızlığı pek çok durumda ona öncülük eden hükümetlerin yıkılmasına yol açtı. Bunlar arasında Peru?da Alberto Fujimori, Brezilya?da Fernando Henrique Cardoso, Arjantin?de Menem, Venezüella?da Carlos Andrés Pérez ve Bolivya?da Gonzalo Sánchez de Lozada sayılabilir; yanı sıra Meksika?daki PRI, Uruguay?da iki geleneksel parti arasındaki tahterevalli, ve neo-liberalizmi çöküşü ötesinde dahi sürdürmeye çabalayan politikacılar da -örneğin Arjantin?de Fernando De la Rúa, Ekvator?da Lucio Gutiérrez ve Bolivya?da Sánchez de Lozada yok olup gitti. Onu sürdürmeye çalışan Meksika?daki Felipe Calderón, Şili?deki Michelle Bachelet, Peru?daki Alan García ya da Kolombiya?daki Alfonso Uribe gibi liderlerin tecrit duruma düştüğünü kaydetmek de önemlidir. (Bu arada Uribe, yönetişim konusu etrafında dönen son yerel seçimleri kaybetti; prestiji ?terörizm?e karşı ?demokratik güvenlik siyasaları?nı uzlaşmaz bir biçimde sürdürmesinden kaynaklanmakta ve ona istikrarlı bir tarzda yüzde 80?lere varan bir iç destek sağlamaktadır.) Artan sayıda başkan, neo-liberal iktisadî modelin iflasına tepki olarak seçilmiş ya da kimi vakalarda yeniden seçilmiştir. <br />
<br />
 <br />
<br />
 &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0;POLİTİK TERSYÜZLÜKLER<br />
<br />
 <br />
<br />
Küba devriminin 1959?daki zaferinden sonra Latin Amerika siyasetinde bir dizi çevrimin, yükseliş ve çöküşün, zafer ve yenilginin izini sürebiliriz. Yükseliş ve çöküşler, Avrupa solunun zaman aralıklarına kıyasla hızlı bir biçimde birbirini izlemiştir. Sonuç güçler dengesindeki, 1929 çöküşünden bu yana revaçta olan ithal ikameci modelin yakıtı nihayet tükendiğinde bölgeye hâkim olan uzatmalı hegemonya krizini yansıtan bir dizi yeniden değerlendirmedir. <br />
<br />
1959?dan 1967?ye uzanan ilk çevrim, Küba devrimine ve kırsal gerilla hareketinin Kolombiya ve Nikaragua?dakilere öykünürcesine Venezüella, Guatemala ve Peru?ya yayılışına sahne oldu. Bu dönem, birkaç ülkede kitlesel devinimlere de tanıklık etti; buna Brezilya?da 1961-64 hükümeti ve bu ülkede 1964 darbesini izleyen diktatörlük karşısındaki geniş tabanlı direniş de dahildir. Latin Amerika solu için bu dönem, Küba?daki başarıdan doğrudan etkilenen, ancak Che Guevara?nın 1967?de Bolivya?da öldürülmesiyle önü kesilen bir yükseliş dönemiydi. İkinci çevrim 1967?den 1973?e dek uzanır. Kırsal gerillanın gerileyişi ve Uruguay, Brezilya ve Arjantin?de yeni kent gerillasının yükselişi bu döneme denk düşer. Allende Şili?de devlet başkanı seçildi (1970-73); aynı yıllar Bolivya?da Juan José Torres?in hükümetine (1971) ve Peru?da Juan Velasco Alvarado (1967)?nun, Panama?da ise Omar Torrijos (1968) ?un ulusalcı hükümetlerine tanıklık etti. Özetle bu, askerî darbeler ve diktatörlüklerle damgalanmış bir geri dönüşler çağını başlatan karma bir dönemdi. <br />
<br />
1973?ten 1979?a uzanan yıllar, Güney Koni?de askerî diktatörlüklerin konsolidasyonuna sahne oldu. Brezilya?da olduğu gibi, Bolivya?da 1971?de, Şili ve Uruguay?da 1973?te ve Arjantin?de 1976?da cuntalar iktidara geldi. Peru?da Velasco Alvarado devrildi. Neo-liberal model Pinochet?nin Şili?sinde devreye sokuldu. Bu, ikircimsiz bir çöküş dönemiydi. Buna karşılık, 1979?dan 1990?a uzanan uzun onyıl, Nikaragua?da Sandinista zaferini, Grenada?da devrimi ve Surinam?da ulusalcı bir hükümeti devreye soktu. Castro Bağlantısızlar hareketinin başkanı seçildi; El Salvador ve Guatemala?da ise gerilla kuvvetleri mevzi kazandı. 1980?ler bütününde ilerleme yıllarıydı. <br />
<br />
Yeni bir dönemeçle, 1990 - 1998 arası Sandinista yenilgisine, Küba?da ?özel dönem?in başlangıcına ve neo-liberal hegemonyanın, Meksika?da PRI?nin, Arjantin?de Menem?in, Venezüella?da Pérez?in, Brezilya?da Cardoso?nun ve Peru?da Fujimori?nin işbirliğiyle ve Şili?de Sosyalistlerle Hıristiyan Demokratların Concertación koalisyonunun Pinochet?ci iktisadî neo-liberalizmi sürdürmesiyle, kıta ölçeğinde yaygınlaşmasına sahne oldu. Bu kesin bir gerileme dönemiydi. Yine de, 1998?den itibaren Venezüella?da Chávez?in seçilmesiyle rüzgâr tersine dönecekti; bu olayı 2001?de Porto Alegre?de Dünya Sosyal Forumları?nın başlatılması, Lula?nın 2002?deki seçim zaferi ve Arjantin, Uruguay, Bolivya, Nikaragua, Ekvator ve nihayet Paraguay?da sol ve merkez solun yeni kazanımları izledi. Mercosur Venezüella, Bolivya veEkvator?u kapsayacak şekilde genişletilirken, Alternativa Bolívariana para las Américas -ya da ALBA, ?şafak?- Andlar-Karayipler ekseninde yeni bir sol gruplaşmayı bir araya getirdi. Bu, şimdiye dek takdire değer bir ilerleme dönemi oldu. <br />
<br />
Bu hızlı değişen iniş ve çıkışlar kıtanın istikrarsızlığına ve alternatif programları pekiştirme kapasitesindeki zaaflara işaret etmektedir; yine de, aynı zamanda solun, ne denli yıkıcı görünürse görünsün Che?nin katledilişi, Şili?deki darbe, Sandinistaların uğradığı bozgun, neo-liberal süreçlerin basıncı- yenilgilerinden ayağa kalkma yolundaki olağanüstü yetisinin de göstergesidir. Bir ülkede bastırılan bir halk hareketi, tıpkı bir köstebek gibi, bir başkasında günyüzüne çıkmıştır. Kıtanın güneyinden kuzeyine, kırdan kente, eski solun söylemlerinden yeni ifade biçimlerine, parti yapılarından daha gevşek toplumsal hareketlere ve bunlardan, yeni siyasal ve ideolojik kuvvetlere doğru tüneller kazarak ilerlemiştir. Oysa dünyanın başka bölgelerinde burada yaşanılan ölçeklerdeki yenilgiler, uzun süreli sürünceme durumlarına yol açmıştı: örneğin Almanya ve İtalya?daki kayıplarda ya da İspanya İç Savaşı?ndan sonra Cumhuriyetçiliğin yok edilişini izleyen dönemde olduğu gibi. <br />
<br />
Çevrimlerin kısalığı da şaşırtıcıdır: Che?nin öldürülüşü ve ilk guerrillero dalgasının geri çekilişiyle (1967), Allende?nin seçilmesi arasında yalnızca üç yıl vardır. Şili ve Uruguay?daki 1973, Arjantin?deki 1976 askeri darbeleri ile Sandinistaların 1979 zeferi arasında geçen süre, yalnızca üç ile altı yıldır. Ve Sosyalist dünyanın yıkılışı, Küba?da ?özel dönem?in başlangıcı, Grenada hükümetinin 1989?daki devrilişi ve Sandinista rejiminin 1990?daki sonlanışından Chávez?in ilk seçilişine kadar geçen süre, yalnızca sekiz ya da dokuz yıldır. NAFTA?nın imzalandığı, Zapatista ayaklanmasının patlak verdiği ve Brezilya?da Cardoso?nun göreve geldiği yıl olan 1994?te Meksika?daki ilk krizi patlak verdiğinde, neo-liberal model daha yeni kök salmaktaydı. Ancak, Küba ve Nikaragua devrimlerinin zaferi ve Allende, Chávez, Morales ve Correa hükümetlerini kapsayan üç ilerici çevrim toplam 29 yıl yaparken, Che?nin ölümü, Şili darbesi ve Sandinista yenilgisini içeren gerileme dönemleri, 14 yılı doldurmaktadır. <br />
<br />
 <br />
<br />
 &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0;SOLUN STRATEJİLERİ<br />
<br />
 <br />
<br />
Latin Amerika solunun bu siyasal çevrimleri kesen üç stratejisi ayırt edilebilir. 1940?lara dayanan ilk silsile, ithal ikameci modelin hegemonyasıyla çağdaş büyük yapısal reformlar sekansıydı. Sol, iktisadî modernleşme, tarım reformu ve Kuzey emperyalizmi karşısında bir nebze özerklik adına tercihini iş dünyasının ulusal seçkinleriyle ittifaktan yana kullandı. Bu strateji Brezilya?da Getúlio Vargas, Meksika?da Lázaro Cárdenas ve Arjantin?de Juan Perón gibi efsanevî ulusalcı liderler tarafından, sol ya da merkez-sol partilerle uyum içinde yürürlüğe konulmuştu. Şili?de bu yaklaşımın ders kitaplarına girecek örnekleri 1938 Halk Cephesi ve 1970-73 Allende yönetimi idi. Ancak program, ekonomilerin uluslararasılaşmasının, ileride neo-liberal modele zemin hazırlayacak şekilde şirket elitlerini uluslar arası sermayeyle ittifaka itmesiyle birlikte, sanayileşme çabasıyla aynı zamanda başarısızlığa uğradı. Aynı girişimciler kıta güneyindeki askerî diktatörlükleri de desteklerken, yoğun emek sömürüsüne dayalı, lüks iç tüketime dönük ihracat merkezli bir ekonomi uğruna halk hareketlerini gözlerini kırpmadan tasfiye etmeye hazır olduklarını gizlemeye gerek duymadılar. <br />
<br />
Allende?nin, Komünist ve Sosyalist partilere dayanan ve 150 önde gelen şirketin millîleştirilmesini öngören bir programa sahip hükümeti, reformist siyasalardan kapitalizmin sosyalist bir tarzda üstesinden gelişe doğru ilerleme girişiminin en ileri örneğini oluşturuyordu. Yenilgisinin bir çok nedeni arasında, hiç kuşku yok ki, Allende?nin işe yalnızca yüzde 34?lük bir oyla başlayıp üç yıllık hükümeti boyunca bu oranı yalnızca yüzde 44?e çıkartabilmiş olması ve bu desteğin böylesi radikal bir programı hayata geçirmeye yeterli olmayışı bulunuyordu. Unidad Popular aynı zamanda devletin sınıfsal doğasını önemsemedi. Bu nedenle de geleneksel aygıtın dışında alternatif bir erk tesis etmeyi ihmal etti - bu ise yürütmenin köşeye sıkıştırılıp boğulmasına yol açtı. Şili ve Uruguay askeri darbeleri, uzun bir büyüme çevriminden, 1973 petrol krizinin tetiklediği bir resesyon çevrimine geçişi vurgulayan yılda gerçekleştirilmişlerdi. Tarihin bir sayfası kesin olarak kapanmış ve onunla birlikte Latin Amerika solunun bir stratejisi de sone ermişti. <br />
<br />
İkinci bir büyük strateji, Küba devrimiyle birlikte ortaya çıkmıştı. 1917 Rus ve 1949 Çin deneyimlerinden bildiğimiz üzere her devrimci zafer -özellikle de bütün bir bölgede kendi türünün ilk örneğiyse- karizmatik bir ikna gücüne sahiptir. Küba zaferi, 1940?lı ve 1950?li yıllar boyunca kıtanın büyük bölümünde başat olan, halkçı hükümetler ve demokratik rejimler altında iktisadî büyüme çevriminin sonuna denk düşmüştü. İlk Arjantin darbesi 1955?te, ikincisi 1966?da gerçekleştirildi; Brezilya ve Bolivya darbeleri 1964?te yapıldı, ve 1954?e gelindiğinde Guatemala karşı-devrimin pençesine düşmüş durumdaydı. Demokratik hükümetler iktisadî krizle birlikte dönemlerini tamamlamış gözüküyorlardı. <br />
<br />
Öteki ülkelerdeki halk mücadelelerinin geleneksel önderliklerinin yönetiminde girdikleri çıkmazın aksine, Küba?nın beklenmedik bir biçimde alternatif bir yol sunması bu günlere denk düşer. Latin Amerika gerilla hareketlerinin yabancısı değildi; 1930?larda Nikaragua ve El Salvador?da görüldüğü üzere kırsal ayaklanmalarla olduğu kadar, 1910?larda Meksika?daki ya da 1952?de Bolivya?daki ulusal-devrimci mücadelelere de yabancı değildi. Yine de, Küba?daki olaylar özel bir çekicilik arz ediyor, sol için yeni bir çağa açılan bir yola işaret ediyordu. Latin Amerika ülkelerinin çoğunun bu dönemde ulaştığı gelişkinlik düzeylerinin benzerliği nedeniyle, Küba devrimi bölgede Rus devriminin zamanında Avrupa?da olduğundan çok daha etkili oldu. Régis Debray?in Küba deneyimi ve başka ülke ve kıtalarda nasıl tekrarlanabileceği konusundaki -yanlış da olsa çekici- anlatıları sayesinde bu daha da geçerliydi. Küba?nın ev sahipliğini üstlendiği kitlesel kongreler-Tricontinental (1965) ve OLAS (1966)- yeni stratejiye devasa bir itim ve dünya ölçeğinde bir tanınmışlık sağlamada araçsal oldular; bu durum Che Guevara?nın Afrika ve Latin Amerika?daki faaliyetleri ile de örneklenmektedir. <br />
<br />
İzleyen onyıllarda gerilla mücadeleleri üç ayrı evrede süregitmiştir. 1960?larda Venezüella, Guatemala ve Peru?da merkezlenen ilki, kırsal bir karakter sergilemekteydi; Uruguay, Brezilya ve Arjantin?de boy göstermeye başlayan diğer hareketlerle eşgüdümü sağlamaya çalıştığı bir sırada Che?nin Bolivya?daki ölümüyle sona erdi. İkinci evre bu üç ülkedeki kent gerillası evresiydi ve 1960?ların sonu ile 1970?lerin başlarında etkindi. Üçüncü evre bir kez daha kırsal kesimde üslenmişti ve Sandinistaların 1979?daki zaferinden esinlenip, 1980?lerde esas olarak Guatemala ve El Salvador?da sahnelenmişti. 1990?daki Sandinista seçim yenilgisi ABD?nin emperyal hegemonyası altındaki tek-kutuplu dünyaya kayışa denk düştü - bu olay aynı zamanda gerilla stratejilerinin uygulanabilirliğine son vermekteydi. Diğer ülkelerdeki askerî zaferin olanaksızlığı Guatemala ve Salvador savaşçılarının ana-akım siyasal kurumlara eklemlenmelerine yol açtı, guerrillero stratejilerinin altın çağı temelde sona ermişti. <br />
<br />
Aynı zamanda, 1990 sonrasındaki küresel yeniden dizilimin, gerek ulusalcı, gerekse sosyal-demokrat geleneksel sol partiler açısından uzun erimli sonuçları oldu. Neo-liberal siyasalara bağlanmaları ve bizatihî bu siyasaların sonuçları, sendikal hareketleri ve sol kanat güçlerin daha geniş erimini kötürümleştirdi. SSCB ve sosyalist kampın çöküşü tüm kıtadaki Komünist partilerin nihai krizini hızlandırdı. Brezilya KP gibi bir kaçı adlarını, hatta doğalarını bile değiştirdiler; diğerleri sadece sönüp gitti; hayatta kalabilenler ise, toplumsal, siyasal ve ideolojik karantinada sürdürebildiler varlıklarını. <br />
<br />
Solun diğer güçleri yeni koşullardan çeşitli biçimlerde etkilenmişti. Brezilya İşçi Partisi (PT), Uruguay?ın Frente Amplio?su ve Nikaragua?nın Frente Sandinistası, muhalefetteyken mücadele ettikleri iktisadî modelleri iktidara geldiklerinde kabul eden orta sol partilere dönüştü. Eski gerilla grupları arasında, yalnızca El Salvador?un Frente Farabundo Martí?si silah bıraktıktan sonra önemli bir siyasal güç olarak hayatta kalmayı başardı. Şili?deki MIR, Arjantin?deki Montonerolar ve PRT-ERP, Brezilya?daki ALN ve VPR, Peru ve Venezüella?daki gerilla grupları tümüyle dağılırken, Uruguay?daki Tupamarolar gerilla geçmişleriyle hiçbir ilişkisi kalmamış bir siyasal harekete dönüştüler. <br />
<br />
 <br />
<br />
 &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; ÜÇÜNCÜ BİR YAKLAŞIM<br />
<br />
 <br />
<br />
Latin Amerika?daki siyasal ve ideolojik mücadelenin tüm çerçevesi neo-liberal hegemonya altında böylelikle yeniden yoğrulmuştu. Önceki onyılların diktatörlüklerinin dayattığı güç dengesindeki radikal altüstlüğü, yeni dünya düzeni payandalamaktaydı. Eski ulusalcı ya da sosyal demokrat müttefiklerin halk güçlerini terk edişi, serbest piyasa iktisadının sert toplumsal sonuçlarıyla birleştiğinde toplumsal hareketleri neo-liberalizme karşı direnişin cephesine taşıdı- bu aşağıdan stratejilerin üçüncüsü ve en sonuncusuydu. Zapatistalar, Brezilya?daki topraksız köylü hareketi (MST), Bolivya ve Ekvator?un yerli hareketleri, Arjantin?deki işsizler hareketi piqueteros - bunlar, bu yeni militanlık türünde öncülük eden gruplardan bazılarıdır. Neo-liberalizm devletleri işlevlerinden soyar, kamu girişimlerinin topyekûn özelleştirilmesine dümen kırar, formel istihdam, sağlık ve eğitim haklarını gasp ederken ellerinden geldiğince direndiler. NAFTA?ya muhalefet 1994?te ortaya çıkan Zapatista platformunun ana gündem maddesiydi. Brezilya?daki topraksız köylüler tasfiye satışlarına karşı eyleme geçti; suyun özelleştirilmesine karşı 2000?de Cochabamba?nın sahne olduğu direniş Bolivya solunun tarihinde dikkate değer bir yeni evrenin başlangıç noktasıydı. Benzer bir durum, yerli hareketlerin iki neo-liberal yönetime karşı- ilki 1997?de istifa etmek zorunda kalan Abdalá Bucaram, ikincisi 2001?de koltuğunu bırakan Jamil Mahuad yönetimleri- veto güçlerini sergiledikleri Ekvator?da da ortaya çıktı. Bu kez yurttaş haklarını savunmak üzere biçimlenen kentli hareketlerin başını çektiği sonraki eylemlilikler ise 2005?te üçüncü bir hükümeti, Lucio Gutiérrez hükümetini devirecekti. <br />
<br />
Bizatihî neo-liberal modelin Meksika, Brezilya ve Arjantin?de karşılaştığı güçlükler, buna karşı halk direnişinin basıncıyla birleştiğinde, sol kampın kıta ölçeğindeki hegemonya krizi bağlamında acil alternatifleri formüle ettiği yeni bir evreye kapıyı araladı. Bu kimi toplumsal hareketlerin olumlu tepki verirken diğerlerinin geri durduğu açmazları getirmişti gündeme. İkinciler arasında ortak bir tutum, geleneksel sola, neo-liberal devlete ve standart siyasal pratiklere yönelik eleştirilerini genelde partiler, devlet ve siyaseti reddedişlerini haklı göstermek için kullanmaları, ?toplumsal hareketlerin özerkliği? dedikleri şeye sığınmalarıydı. Neo-liberalizm piyasa lehine devlete, iktisat lehine siyasete; şirketler lehine siyasal partilere yönelik saldırılarını şiddetlendirirken, siyaset, partiler ve devletler aleyhine ?toplumsal? boyuta sahip çıkan hareketler ile aynı neo-liberal argümanlar arasındaki ayırım bir çeşit ikircimle gölgelenmekteydi. Sol ya da neo-liberalizme karşı bütünsel direniş içerisinde, toplumsal hareketler ile STÖ?lerin benimsediği ve ?devlete karşı sivil toplum? dikotomisi çerçevesinde eklemlediği yeni bir eğilim baş gösterdi. Toplumsal hareketlerle STÖ?leri bünyesine kabul ederken, bu mekânın sivil topluma ait olduğu savıyla siyasal partilere kapılarını kapatan Dünya Sosyal Forumu bu eğilimi güçleştirmekteydi. <br />
<br />
Bu konum içerisinde iki esas sorun ortaya çıkmaktadır. İlk olarak, yukarıda da işaret ettiğimiz gibi, devlet ve parti politikalarını başlıca düşmanları olarak gören neo-liberal söylem ile sınırları muğlâklaştırmaktadır. İkinci olarak, neo-liberalizmin hakların topyekûn gaspıyla karakterize olduğu göz önünde bulundurulduğunda, ancak devletin yönetici yetkesi tarafından hayata geçirilen hakların evrenselleştirilmesi aracılığıyla siyasal alanda alt edilebileceği ortaya çıkacaktır. Yoksa kendi gerçeklenmesi için gerekli siyasal araçları elden çıkartan bir neo-liberalizm karşıtı mücadele sürekli savunuda kalacaktır. Görünüşte direniş merkezlerini kapsayan, ancak, toplumsalın siyasal ile yeni bir eklemlenmesi üzerinden neo-liberal hegemonyaya meydan okuyamayan kimi hareketler bu paradoksa sıkışıp kalmıştır. Devlete yönelik eleştirileri, neo-liberalizmin, devlet ile özel arasındaki kutuplaşma çevresinde yapılanmış kuramsal söyleminin terimlerine tabidir. Bu kutupsallık devleti canileştirmek, (piyasa ilişkilerinin içine gömülü olduğu) özel alanın denetimini ele geçirmek ve demokratikleşme ve neo-liberalizmin yenilgisi için vazgeçilmez olan çerçeveyi, kamusal alanı lağvetmek üzere tasarlanmıştır. <br />
<br />
Neo-liberal proje piyasa ilişkilerini sonsuza dek yaygınlaştırmayı hedeflediği ölçüde gerçek kutuplaşma, kamusal alan ile piyasa alanı arasındadır, devletse bir kutuptan çok, iki alan arasındaki hegemonya mücadelesinin mekânını oluşturmaktadır. Anti neo-liberal bir alternatifin inşası, devletin kamusal alan lehine yeniden örgütlenmesi ya da dökümü, yurttaş haklarının evrenselleştirilmesi ve devlet ve genelde toplumsal ilişkilerle piyasanın ayrıştırılmasıyla işe başlamalıdır. Demokratikleştirme, piyasadan uzaklaştırmak, neo-liberalizmin piyasanın eline teslim ettiğini halkın hakları alanına geri kazanmak anlamına gelmektedir. Eylem alanının ?toplumsal? ile sınırlandırılması, toplumsal hareketlerin özerkliğinin bir ilke olarak ilan edilmesi, kişinin kendini iktidarsızlığa ve nihaî olarak da yenilgiye mahkûm etmesi anlamına gelir. Bolivya, Ekvator ve Arjantin vakaları, bu alternatiflere ilişkin öğretici örnekler sunmaktadır.<br />
<br />
 <br />
<br />
 &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; LA PAZ, QUITO, BUENOS AIRES <br />
<br />
 <br />
<br />
Bolivya?da yeni sol, geçim araçları küçük-ölçekli kırsal üretim olarak tanımlanabileceğinden, yerlileri salt campesinos -köylüler- olarak sınıflandıran geleneksel solun kör ekonomizminin eleştirisi üzerine yerleşmişti. Bu ekonomizm Aymara, Quechua ve Guaraní halklarını derin ve kadîm kimliklerinden yoksun bırakmıştı. Bolivya?nın hâl-i hazırdaki başkan yardımcısı Alvaro García Linera?nın açıkça dile getirdiği bu yeni eleştiri, yeni bir siyasal öznenin inşasını olanaklı kılmıştı: yerli hareketi. Diğer toplumsal güçlerle ittifak hâlinde bu hareket, siyasal alanda etkin eylem ve ulusal düzlemde hegemonyayı sağlamak üzere 2000?den bu yana biriken güçleri, Evo Morales?in adaylığı ve başkanlığı aracılığıyla birleştirebilmek için MAS?ı -Movimiento al Socialismo- kurdu. <br />
<br />
Yerli hareketin militan eylemciliği 2000?den bu yana ve altı yıl sonra Evo?nun seçilmesine yol açacak bir tarzda, bir Fransız şirketinin işletmesine talip olduğu suyun özelleştirilmesini engellemeyi başardı ve Sánchez de Lozada ile yardımcısı Carlos Mesa?nın neo-liberal hükümetlerini devirdi. Morales doğal kaynakları millîleştirmeyi, tarım reformu gerçekleştirmeyi ve bir Bolivya?yı çok-uluslu, çok-etnili, çok-kültürlü bir devlet olarak tanımlamakla yükümlü bir Kurucu Meclisi toplamayı vaat eden bir platform temelinde seçilmişti. Yerli hareketi -su gibi- özgül konulardan ulusal hükümete karşı mücadeleye, toplumsal hareketler içerisine kök salmış bir partinin kurulmasına ve nihayet Bolivya için, yeni hatlar doğrultusunda yeniden kurulmuş bir devlet tarafından hayata geçirilecek alternatif bir anti neo-liberal projenin inşasına yöneldi. <br />
<br />
Benzer olaylar, neo-liberalizme karşı, başını yerli hareketlerin çektiği direnişin iki hükümetin devrilmesine yol açtığı Ekvator?da da gerçekleşti. Movements such as Pachakutik ve CONAIE gibi hareketler şimdilik ikinci hükümetin devrilmesinde rol oynayan, Porto Alegre?deki Dünya Sosyal Forumu?na katılan ve hükümetinde birkaç yerli temsilcisinin bulunacağını taahhüt eden bir askere, Lucio Gutiérrez?e güveniyorlardı. Ancak daha göreve dahi başlamadan, Gutiérrez Washington?a gidip Bush yönetimiyle anlaşmalar imzaladı; böylelikle iktisadî politika ve birliklerin konumlandırıldığı Manta askerî üssü konusundaki kampanya vaatlerine ihanet etmiş oldu. Yerli hareketleri desteklerini çekerek hükümetten çekildiler, ancak bölünmüşlerdi. Kimi önderler sonuna dek Gutiérrez?e bağlı kaldılar; yerli güçler bu süreçte öylesine zaafa uğramışlardı ki, Gutiérrez?in devrilmesine yol açan ve çoğunlukla kentli hareketlerin eseri olan 2005 ayaklanmalarında pek az rol alabildiler. <br />
<br />
2006 başkanlık seçimlerinde solu, Gutiérrez?in yardımcısının hükümetinde kısa bir süre görev alan ve kendini son yılların taban hareketlerinin siyasal devamı olarak sunan anti neo-liberal bir platforma dayanan genç bir Hıristiyan iktisatçı olan Rafael Correa temsil etti. Yerli hareketleri, Gutiérrez hükümeti ve Kurucu Meclis?teki deneyimlerin ardından, kurumsal katılıma güvensizlikleri nedeniyle başlangıçta edilgin kaldılar. Sonunda önderleri Luis Macas kimliğinde kendi adaylarını sahaya çıkarttıklarında, soldaki boşluk -yerli nüfusunu bir bölümünün gönlünü kazanmış olsa da destekçilerinin ana gövdesini kentli izleyicilerin oluşturduğu- Correa tarafından doldurulmuştu. Ekvator?daki hareket, ?toplumsal olanın özerkliği? ile siyasal alanla yeniden bağlanma arasındaki ikilemi aşmayı başaramamış ve üç seçenek arasında bölünmüştü: hükümetlere destek verme ve katılmanın geleneksel biçimi; kurumsal siyasal mücadeleden çekilme; ve oyların ancak yüzde 2?sini alabilen güven verici, ama yalıtılmış bir adayın gecikmeli olarak sahaya sürülmesi. Böylelikle olağanüstü bir tarihe sahip bir hareket, salt direniş yolundan alternatiflerin inşasına doğru ilerlemede başarısız kaldı ve sıra neo-liberalizm sonrasını planlamaya geldiğinde, kendini dışlanmış buldu. <br />
<br />
Buna karşılık Bolivya?da yerli hareketler bu geçişin gerçekleştirilmesinde eşit olduklarını kanıtladılar. MAS?ın kuruluşu ve önderi Evo Morales?in adaylığı, toplumsal hareketler ile siyasal alan arasındaki bağlantıyı kurmanın yeni bir yolunu ifadelendiriyordu. Evo, Bolivya solunun önde gelen adayı olduğu, hatta Devlet Başkanlığı seçimini kazandığında dahi, doğum yeri olan Cochabamba?da Koka Yetiştiricileri Federasyonu başkanlığını sürdürüyordu. Bu başarı, Latin Amerika solunun, özellikle de neo-liberalizm karşıtı ve sonrası mücadelelerin tarihinde bir kilometre taşıdır. <br />
<br />
Arjantin piquetero?ları da yeni hareketlerin karşı karşıya olduğu ikilemi sergilemektedir. Bu gruplar -malî neo-liberalizmin aşırı ve radikal bir örneği olan- peso-dolar paritesi nihaî krizi sırasında, kitlesel gösterileri ve yol kapatmaları örgütleyerek öne çıktılar ve kur çıpası uygulamasıyla yoksullaşan pek çok kişi için bir çekim merkezi oluşturdular. Yanı sıra, işçiler pek çok fabrikayı işgal edip, sahiplerinin kapatıp terk ettiği işletmeleri kurtardılar. -Dolar paritesini Menem yönetiminden devralıp yüzlerine patlayana dek sürdüren De la Rúa hükümetiyle bu erken çatışma, Arjantin devletinin karşılaştığı en derin krizin başlangıcına işaret etmektedir. Aralık 2001?de, hükümeti karşıtı öfkeli gösterilerin ardından, De la Rúa bir helikopterle Pembe Köşk?ten (Buenos Aires?deki Başkanlık sarayı-ç.) kaçtı. İzleyen günlerde birkaç başkan daha geldi geçti. İktisadî modelin iflası belirgindi ve neo-liberal-olmayan bir hükümet olasılığı açıkça tartışılmaya başlamıştı. Yeni seçimlere karar verildiğinde, Carlos Menem daha da radikal bir öneriyle ortaya çıktı: Arjantin ekonomisinin tümüyle dolarizasyonu. Bu, darbenin etkisinden tam olarak kurtulamamış, dahası Menem?in iki ülke arasında iki taraflı bir anlaşma imzalayarak serbest ticaret hırslarını dizginden boşaltma planlarıyla daha da zarar görecek olan ülkenin bölgesel entegrasyon süreçlerinden kopartılması anlamına gelecekti. <br />
<br />
Partido Radical?in De la Rúa?nın istifasıyla darmadağın olması, Peronistlerin parçalanması sonucu geleneksel siyasal partilerin hegemonya kriziyle karşı karşıya kalan toplumsal hareketler, ünlü ¡Que se vayan todos! sloganını icat ettiler: Topu çekip gitsin! Bu, iktidar üzerinde yeniden düşünme ya da örgütlemenin yeni bir yolunu önermeksizin seçim sürecine katılımın reddi anlamına gelmekteydi. Bu, siyaseti küçümseyen ama başka bir alternatif de sunmayan ?toplumsal hareketlerin özerkliği?nin özlü bir ifadesiydi. Bir güç konumundan ?topunun birden çekip gitmesini? sağlamak, gerçekten de mümkündür. Oysa örgütlü siyasal güçler olmaksızın, slogan alternatif bir hegemonya mücadelesinden çekilme anlamına gelir sadece. Arjantin vakasında, bu Menem?in 2002?deki ilk seçim turunu, göreli bilinmeyen bir taşra valisi olan Néstor Kirchner?in ise ikinciyi kazanmasına yol açtı. Kirchner Peronizm içerisinden Menem?e, Lula ya da Tabaré Vázquez kalıbında ılımlı bir alternatif biçimlendirme işine girişti. Böylelikle, hegemonya krizinin üzerinden gelinebilmişti. Kirchner sokakların öfkesini ve Menem ve De la Rúa hükümetlerine duyulan nefreti temellük etti. Orta-sol bir konumdan, devlet meşruiyetinin çatlaklarını onarmaya ve piqueteroların geniş kesimlerini kazanırken daha radikal kesimlerini tecrit etme işine koyuldu. <br />
<br />
Tüm bu vakalarda toplumsalın özerkliği nosyonu siyasal eylemin yeni biçimlerini örgütlemeye niyetli kitle güçlerinin yeniden toparlanmasına olanak sağlamaya, ya da alternatif iktidar biçimlerinin inşasına hizmet etmek bir yana, iktidara değgin konularla yüzleşmenin reddi işlevini görüyordu. Bu tip eğilimler en açık ifadesini Toni Negri ve John Holloway?in çalışmalarında bulmaktadır. İktidarın, popüler olanı temsil biçimleri içsel olarak kusurlu ve çarpıtıcı olduğundan, her şeyi yozlaştırdığı gerekçesiyle, siyasal alanın terk edilmesini açık biçimde savunmaktadırlar; halkın iradesi meşru olarak ancak toplumsal alanda temsil edilebilir. Dahası, Negri devleti küreselleşmeye tutucu bir fren olarak betimler. Yine de, her ikisi de somut anti neo-liberal stratejiler inşa etme konusunda herhangi bir girişimde bulunmaz; reçeteleri yalnızca toplumsal hareketlerin devinimsizliğine yol açmaktadır. DSF ise, kendi açısından malî sermaye akışlarını düzenleme gereksinimini kurucu tezlerinden biri hâline getirmiştir, oysa bu ancak -örneğin Venezüella?da olduğu gibi- yalnızca devlet edimi aracılığıyla mümkün olabilecektir. <br />
<br />
- Neo-liberal modelin tükenip, serbest ticaret politikalarının süregitmesiyle- Latin Amerika?yı kuşatan hegemonya krizine bir başka yaklaşım, Zapatismo?da bulunabilir. Bu hareket Chiapas?daki yerli grupların taleplerinden doğup bir süre ulusal ölçekte büyük bir rağbet görmesine karşın, Meksika?nın güney-doğusu ve tek bir kesimin talepleriyle sınırlı kaldı. Zapatistaların, PRI?nin krizinden yararlanmak bir yana, -mahkûm ettikleri- kurumsal atışmalardan uzak durmaları sonucu, boşluk bir başka sağ-kanat seçenek olan PAN tarafından dolduruldu. Nor did they participate in the 2006 Başkanlık seçimlerine de katılmayıp resmî yarışa koşut bir ?Öteki Kampanya?yı yürütmeyi tercih ettiler: ve bu vesileyi, eleştiri oklarını rakiplerindense ana akım sol aday Manuel López Obrador?a yöneltme doğrultusunda kullandılar. Bir kez daha, bu kez çok küçük bir farkla ve haklı temellere dayanan sahtecilik suçlamaları arasında da olsa, seçimlerin galibi PAN oldu. Felipe Calderón öncelinin neo-liberal politikalarını sürdürdü. Pemex?in özelleştirilmesine yol açan bir projeyle petrol konusundaki devlet tekeline meydan okuyarak halk protestoları üzerindeki baskıları yoğunlaştırdı. <br />
<br />
 <br />
<br />
 &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0;MERKEZ SOL BÜKÜLMELER<br />
<br />
 <br />
<br />
Hegemonya krizine bir başka tepki de, ülkelerinin toplumsal hareketlerinden -sendikalar, kırsal hareketler, sağlık ya da eğitimdeki kamu sektörü çalışanları- kısmen de olsa eleştirel bir destek gören, Lula, Kirchner, Vázquez ya da Ortega hükümetlerinde bedenlenen geleneksel solunkidir. Bu hükümetler neo-liberal modeli sürdürürken, -özellikle Brezilya, ama aynı zamanda Arjantin, Uruguay ve Nikaragua?da- kendilerini ortodoks neo-liberal yönetimlerden ayırt eden daha esnek sosyal politikalar uygulamaya çalışmaktadırlar. Dahası, dış politikaları, Mercosur ve daha yakın zaman öncesinde kurulan Unasur üzerine vurguyla, ABD ile serbest ticaret anlaşmaları yerine bölgesel entegrasyona sıkı sıkıya bağlıdır. Günümüzde Latin Amerika?yı bölen temel konu budur: bu türden anlaşmaları imzalayan Şili, Meksika, Peru ya da Kosta Rika gibi ülkelerle, Arjantin, Brezilya, Uruguay, Paraguay, Venezüella, Bolivya, Ekvator, Nikaragua ya da Küba gibi, bölgesel entegrasyonla daha ilgili olanları birbirinden ayıran hat. Bu, Batı medyasının geliştirdiği ve Latin Amerika sağının sözcüsü Jorge Castañeda gibi kişiler tarafından ılımlıları kayırıp radikalleri tecrit ederek solu bölmek amacıyla dillendirilen ve Forgotten Continent (2007)?inde neo-liberalizmin sol alternatiflerine verip veriştiren Economist?in Latin Amerika editörü Michael Reid tarafından da tekrarlanan ?iyi? ya da ?ılımlı? merkez sol ile ?kötü? ya da radikal bir sol arasındaki ayırımdan tamamen farklı bir ayırımdır.<br />
<br />
Bu arada, dört Latin Amerika hükümeti başat modelden kopma hedefiyle bölgesel entegrasyonun önceliğini bir adım ileri taşıyarak post neo-liberal alternatif diyebileceğimiz şeyin inşasına girişmişlerdir. Venezüella, Bolivya, Ekvator ve Küba -Ekvator şimdilik gayrıresmî olmakla birlikte- entegrasyon süreci daha uzun erimli olan Amerikalar İçin Bolívarcı Alternatif?in inşasını üstlenmişlerdir; ALBA artık Haiti, Nikaragua ve Honduras?ı da dahi etmiştir. ALBA piyasasızlaştırılmış mekânlar yaratıp Dünya Sosyal Forumu?nun ?adil ticaret? dediği, piyasa oranlarının ya da DTÖ?nün serbest ticaret normlarının yönetiminde olmayan mübadeleleri destekleyerek neo-liberal modele karşı mücadele etmektedir. Bu deneyim alternatif mübadele tarzlarının uygulanışında eşsizdir ve ?başka olası dünya?nın neye benzeyebileceği konusunda fikir vermektedir. Burada her bir ülke sahip olduğuna göre verir ve gereksinimlerine göre alır. Böylece, ALBA?nın iki kurucu ülkesi, Venezüella ve Küba, karşılıklı gereksinim ve olanakları açısından ilkinin petrolünü ikincinin eğitim, kamu sağlığı ve spordaki uzmanlığı konusunda takasa sokar. Bu işlemler sayesinde Venezüella Latin Amerika?nın, BM ölçütlerine göre okur-yazarlık oranının yüzde yüz olduğu ikinci ülkesi hâline gelmiştir. Bu başarı kamusal, piyasadan arındırılmış bir alanda sağlanabilmiştir; piyasa koşullarında ya da Arjantin, Meksika, Brezilya gibi göreli daha gelişmiş ülkelerde dahi geleneksel hükümetlerin eğitim bütçelerine tabi olarak değil; üstelik Brezilyalı Paulo Freire?nin yöntemi gibi, hükümet desteğinde yürütülen gelişkin bir okur-yazarlık programının da ürünü değildir. <br />
<br />
Bolivya, yine Kübalı uzmanların doğrudan katkılarıyla, 2008 sonunda cehaletten arındırılmış yeni bir bölge olarak Venezüella ve Küba?nın yanında yer alacağını duyurdu. Diğer başarılar arasında, Küba, Venezüella ve Bolivya?da bedava ameliyatlarla yüzbinlerce Latin -hatta Kuzey- Amerikalı?yı göz sağlığına kavuşturan ?Mucize Operasyonu? da bulunmaktadır; örneğin binlerce Arjantinli bu son ülkede bu uygulamadan yararlandı. Bu arada, Latin Amerika Tıp Okulu, Kuzey Amerikalılar dahil mütevazı kökenlerden gelme ilk doktorlar kuşağını ücretsiz olarak eğitmektedir. Venezüella petrol gelirlerini, ABD?deki yoksul sektörleri destekleyen bir dayanışma mübadeleleri alanının inşasında kullanırken -Petrocaribe- ALBA da Haiti, Bolivya, Nikaragua ve kıtanın diğer yerlerinde dayanışma programlarını yürütmektedir. Banco del Sur tasarısı gibi bölgesel entegrasyon projeleri, kıtasal gaz boru hattı ve Telesur, malî kaynakları ve malları kendi hedeflerini gerçekleştirmeye hasrederek bölgenin dünya piyasasıyla ilişkilerini değişime uğratacak diğer girişimlerdir. <br />
<br />
 <br />
<br />
 &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0;ÖNCÜ DEVLETLER<br />
<br />
 <br />
<br />
Kapitalizme karşı kapsamlı bir meydan okuma neden ortaya çıkamamıştır? Bunun yanıtı, Soğuk Savaş?ta Batı?nın zaferini izleyen küresel güçler dengesinde aranmalıdır. Bunun yol açtığı yaygın deregülasyon ve piyasalaştırma süreçleri uzun süreli bir iktisadî büyüme çağına yol açmamıştır; bunun yerine, üretken yatırımlar büyük ölçüde spekülatif malî alana kaydırıldı. Servetin toplumsal ve coğrafî yoğunlaşması katlandı. Kapitalist sistemin sınır ve çelişkileri her zamankinden daha büyük bir ölçekte gözler önüne serildi. Yine de alternatiflerin inşası için gerekli öznel etkenler -kolektif örgütlenme ve bilinç biçimleri, siyaset ve devlet- aynı süreçler tarafından yetisizleştirilmişti. Devlet ve kamusal alan, durmaksızın serbest ticaret öğretisini va?zeden uluslar arası kuruluşların desteğinde, rant peşindeki sermayenin saldırıları karşısında büzüştü. Ideolojik açıdan, liberalizmin zaferi kendi dünya yorumunu hegemonik bir tekel olarak dayatmıştı: demokrasi yalnızca temsili parlamentarizm; ekonomi yalnızca kapitalist piyasa ekonomisi anlamına gelebilirdi; müşteri ve tüketici yurttaş ve işçiyi perdeliyordu; rekabet hakların yerini alırken piyasa kamusal alanı temellük etmekteydi. <br />
<br />
Bu nedenledir ki neo-liberal iktisadî modelin birbirini izleyen krizleri, bu hâliyle kapitalizme açık bir meydan okuma oluşturmadı. Latin Amerika?da, neo-liberalizme karşı mücadelede en ileri gitmiş ülkeler, onun en az tutunabildiği ülkelerdi. Venezüella?da serbest piyasa siyasalarının ilerleyişini Carlos Andrés Pérez ve Rafael Caldera yönetimlerinin başarısızlığı durdurdu; Ekvator?da ise birbiri ardı sıra üç hükümetin devrilmesi. Bolivya?da yerli cemaatleri yalnızca kırsal kesimde değil, en yoğun olarak yığıldıkları La Paz, El Alto ve Cochabamba gibi kentlerde de kimliklerini korumayı başardılar. Ideolojik bakımdan, neo-liberalizm Meksika, Brezilya, Şili, Arjantin gibi göreli daha gelişmiş ülkelerde daha derinlere kök salmıştı. Brezilya on yıl boyunca kesintisiz bir neo-liberal hükümetler dizisi tarafından yönetildi; Arjantin?de, Menem de on yıl boyunca iktidarda kaldı; neo-liberal orthodoksluk hem PRI hem PAN iktidarları tarafından bütünüyle uygulandı. Brezilya ve Arjantin?de neo-liberal model, kimi esneklik alanlarına karşın, hükmünü sürdürmektedir. <br />
<br />
Post-kapitalizme nazire, ?post neo-liberal? olarak adlandırılabilecek hükümetler -Venezüella, Ekvator ve Bolivya-Latin Amerika solunun, Brezilya, Şili, Arjantin ya da Uruguay gibi klasik kalelerinden hiç birinde ortaya çıkmadı. Sanayileşme süreçleri ve siyasal solun tarihsel deneyimleri sayesinde işçi sınıfı ve işçi hareketlerinin en fazla zemin kazandığı ülkelerde boygöstermedi. Özelleştirmelere karşı mücadelelerde ve neo-liberalizmin toplumsal maliyetine yönelik halk protestolarında biçimlenmiş yeni tarihsel özneler olarak ortaya çıktılar. Bolivya?da bu özne, maden işçileri hareketinin yitip gitmesinden sonra, açık bir biçimde yerli hareketidir. Venezüella?da askerî kökenlere sahip anti-emperyalist, milliyetçi bir harekettir. Ekvator?da yerli hareketlerinden kentsel demokratik kampanyalara, yolu üzerinde sendikacılar, öğrenciler ve eleştirel entelijensiya üyeleri dâhil pek çok sektörü sürükleyen büyük halk hareketleri dalgalarının oluşturduğu birkaç birliğin toplamı, melez bir öznedir. Bunların tümü anti neo-liberal toplumsal güçlerdir, ama zorunlu olarak anti-kapitalist değil. Toplumsal ve siyasal önderliğin mücadeleyi o yöne büküp anti neo-liberal ittifaka anti-kapitalist bir dinamik katma yetisine bağlı olarak öyle olabilirler. Hugo Chávez?in öne sürdüğü ve pek çok başka güç tarafından geliştirilen XXI. yüzyıl sosyalizmi projesi, her şeyden önce, anti neo-liberal mücadeleyi, anti-kapitalist bir mücadeleyle kaynaştırmayı hedefleyen eşsiz bir tarihsel inşadır. Latin Amerika?daki -hatta, bu projenin en fazla ileri gittiği yerin burası olduğu göz önünde bulundurularak tüm dünyadaki- en ileri siyasal süreçler, post neo-liberal olarak adlandırılabilecek siyasal projeleri dizayn etmeye çalışıyorlar. Bu terimi birkaç devlet işlevinin restorasyonunu birleştiren yaklaşımları tanımlamada kullanıyoruz: doğal kaynaklar üzerindeki ulusal egemenliği savunmadaki düzenleyici yetisi; toplumun geniş çalışan kesimlerinin temsilcisi olarak evrensel olarak içleyici toplumsal siyasaları sürdürme yetisi; yeni siyasal katılım mekanizmaları yaratma ve toplumsal ile siyasal arasındaki bağları yeniden tanımlama perspektifi. Böylesi ekonomilerde, yeniden biçimlendirilmiş devlet hegemonyasını uygularken, denetlenebilir bir özel sektör varlığını sürdürmektedir; toplumsallaştırılmış özellikler farklı biçimler alabilir - kooperatifler, küçük aile işletmeleri, vb. Hedef, XXI. yüzyıl sosyalizminin kamusal alanın rehabilitasyonu, hakların evrenselleştirilmesi ve kapsamlı bir piyasadan arındırma anlamına geldiği fikriyle devleti kamusal alan çevresinde yeniden kurarak yeni bir toplumsallaşma modelini yaratmaktır. Başarı, nihaî olarak, post neo-liberal modelde gerçekleştirilen piyasadan arındırmanın ölçeğine bağlı olacaktır. <br />
<br />
 <br />
<br />
 &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0;MEYDAN OKUMALAR <br />
<br />
 <br />
<br />
Bir öfori döneminin ardından, bu Latin Amerika hükümetlerinin artık yüzleşmeye hazırlanmaları gereken yeni bir evrenin belirtilerini seçmek, olanaklıdır. Fernando Lugo?nun Paraguay?daki -Parti-Devlet rejiminin onlarca yıllık diktatörlük rejimine son veren- zaferi, bölgedeki yeni hükümet tiplerine bir yenisini eklemiştir. Lugo?yu heterojen bir partiler ittifakı destekliyor, ama özellikle kırsal kesimde, yeni Başkan?a bir dizi güçlükle (tarım reformu, yolsuzluklar, vergi reformu, Brezilya (Itaipú) ve Arjantin?le (Yacyretá) hidroelektrik enerji anlaşmalarının gözden geçirilmesi) yüzleşirken, azımsanmayacak bir meşruiyet sağlayacak geniş bir toplumsal desteğe sahip. El Salvador?da, Frente Farabundo Martí?den Mauricio Funes?in Mart 2009?da devlet başkanı seçilme olasılığı hayli yüksek.[**] Yine de, bu gelişmeler yeni engellerin ortaya çıkmasına denk düşüyor. Chávez?in Kasım 2007 referandumundaki yenilgisi ve Kasım 2008 yerel seçimlerinde, birleşik bir muhalefet önünde karşılaşması olası güçlükler, bugüne değin, bazıları muhalefet boykotu sayesinde olsa da, yerel konseylerin hemen tümünü elinde tutan bir hükümetin önemli kayıplarla karşılaşabileceğini göstermektedir. Morales?in Ağustos 2008?deki geri çağırma referandumundaki zaferine karşın -yüzde 84?lük bir katılımın yüzde 68?i- Bolivya hükümetini kuşatan sorunlar varlığını sürdürmektedir; yeni Anayasa?nın içinden çıkılmaz gibi görünen sorunlarını çözüme kavuşturabilmek için müzakerelere yeniden başlamak gerekecektir. Yine de, bu hükümetlerin arkasındaki halk desteği medyada göründüğünden çok daha büyüktür; örneğin, son referandumda Morales 2006 Başkanlık seçimlerinde elde ettiği oyları yüzde 14 oranında arttırdı. <br />
<br />
Lula?ya gelince, yolsuzluk iddialarının yarattığı kriz henüz tümüyle yatışmamış olsa da, ikinci dönem seçimleri kazandı ve hâlâ yüzde 70?lik bir desteğe sahip. Bu destek, göreli istikrarlı bir iktisadî büyümenin ödülü olmanın yanı sıra, hükümetin sosyal politikalarının etkileri de hissediliyor. Bu durum ise, 2010 seçimlerinde Lula?yı izleyecek bir aday üzerine uzlaşmadaki güçlüklere işaret etmekte. Frente Amplio -sol tarafından neo-liberal olarak damgalanan, ancak Tabaré?nin iktisadî istikrar konusunda övgüler yağdırdığı - ılımlı şansölye Danilo Astori?yi destekleyenlerle daha solcu bir adayı, olasılıkla da eski Tupamaro José Mujica?yı tercih edenler arasında bölünmüş olsa da,Tabaré Vázquez ardılını daha kolay seçeceğe benzemektedir. <br />
<br />
Morales ve Chávez gibi, Cristina Fernández de sağın ateş hattındadır. Başta transgenetik soya fasulyesi olmak üzere, Arjantin?in dış ticaretinin başat sektörünü oluşturan tarım ihraç ürünleri üzerindeki vergiyi arttırma girişimi, yeni verginin aralarında felaketli bir tarzda hiçbir ayırım gütmediği büyük, orta ve küçük kırsal üreticilerin şiddetli protestolarına yol açtı. Nisan 2008?de görevi eşi Néstor Kirchner?den devraldıktan sonra, başkana yönelik destek yönetiminin ilk aylarında, Fernández?in yenilgiye uğradığı neredeyse tek seçim bölgesi olan Buenos Aires?de yoğunlaşan geleneksel kentli orta-sınıf muhalefetinin yol kapatma ve lokavt eylemlerinde et ve tahıl üreticileriyle güçlerini birleştirmesi sonucu baş aşağı seyretti. <br />
<br />
Küba ?özel dönem?de yürürlüğe koymak zorunda kaldığı katı politikaları gevşetmeye başlıyor. Böylesi reformlar zorunlu olarak Fidel Castro?nun dümenden çekilmesinin sonucu değil; daha çok sosyalist kampın uzun erimli iktisadî planlama sisteminin çöküşünden sonra ulusun kemerini sıkmak zorunda kalması sonucu bastırılan popüler özlemleri yansıtmaktadır. Hükümetin ilk düzenlemes daha genç siyasetçileri göreve getirmedi; aksine, reformların ancak devrimin ideolojik çerçevesi dahilinde sürdürüleceğine işaret edercesine eski devrim muhafızları pekiştirildi. Ne ki, 2009?da gerçekleştirilmesi programlanan Parti Kongresi, Latin Amerika solunun tarihini değiştiren 1959 devrimci zaferinden elli yıl sonra, Fidel-sonrası Küba?nın gelecekteki olası şekline işaret edecek tarzda, önderliği gençleştirmenin bir fırsatı olarak değerlendirilmelidir. <br />
<br />
 <br />
<br />
 &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0;HEGEMONİK ÇEKİŞMELER <br />
<br />
 <br />
<br />
Latin Amerika bu ilerici hükümetler dalgasının ardından nasıl bir yer olacak? Mevcut siyasal süreçler güvenceye alınamazsa, ne tip bir regresyona sürüklenebilir? Neo-liberal karşıtı stratejiler -küresel, bölgesel ve ulusal düzlemlerdeki güçler dengesi göz önünde bulundurulduğunda, alabilecekleri olası tek biçimde-hegemonya konusunda uzatmalı bir çekişmeye işaret etmektedir: ne başat burjuva sektörleriyle eşitsiz bir ittifak (reformcu strateji), ne de düşmanın yok edilmesi (silahlı mücadele perspektifi). Bunun yerine, bu stratejiler hegemonya çekişmesinin, piyasalaşma süreçlerini tersine çevirme ve toplumsal özneleri ?kendileri için? yeniden biçimlendirme amacıyla, yasama dâhil iktidarı ele geçirme terimleriyle yeniden ifade edilmesini içermektedir. Bunun ötesinde, daha yüksek bir evrede, belli başlı toplumsal bloklar arasındaki yeni güçler dengesini temsil eden yeni bir devletin kurulması anlamına gelir. <br />
<br />
Örneğin Bolivya?da iktidarın sandıkta ele geçirilmesi, bir devletin çözülmesi konusunda kıtanın tanık olduğu en kapsamlı girişimin ardından gerçekleşti. Bu, kalay madenlerinin tasfiyesiyle başlayıp devlet mülkiyetindeki başlıca şirketlerin özelleştirilmesiyle -Bolivya neo-liberalizminin dilinde ?sermayeleştirme?-, doğal kaynaklar üzerindeki devlet denetiminin lağvıyla ve hükümetin her türlü düzenleme dayatma yetisinin felce uğratılmasıyla sonlanan bir süreç oldu. Derhâl stratejik platformunu uygulamaya koyulan (başta doğalgaz olmak üzere doğal kaynakların millîleştirilmesi; Kurucu Meclis?in oluşturulması; tarım reformuna doğru ilk adımlar) Morales hükümetinin devraldığı durum, buydu. Devlet tek başına yatırım yükünü omuzlayabilecek durumda olmadığından ve Bolivya doğalgaz şirketi teknik ve idarî uzmanlıktan tümüyle yoksun bırakıldığından, millileştirme tasarımı yabancı firmaların işbirliğini gözden çıkartabilecek durumda değildi. Hükümetin elinden gelen, özellikle de çocuklara ve yaşlılara yönelik olarak sosyal programlara yönelik hükümet harcamalarının ana fonunu oluşturmak üzere doğalgaz ihracat vergilerini yüzde 18?den yüzde 84?e yükseltmek oldu. <br />
<br />
Kurucu Meclis dizaynıyla bağlantılı olarak hükümet başlangıçta, siyasal partileri dışlayıp yerli halklarla tüm toplumsal hareketlerin doğrudan temsilini öngörmüştü; bu ise muhalefete karşı ezici bir zaferi güvence altına almak olacaktı. Ama Bolivya güçlü -ve ulusal petrol şirketinin denetimini ele geçirmekle daha da güçlenen- bir devlete, ama siyasal boykot girişimi çarşafa dolanmış ve sınırlı bir darlık ve enflasyon dışında hiçbir sonuç vermemiş, göreli zayıf bir şirket sektörüne sahip olan Venezüella?dan farklıdır. Bolivya?da, iktisadîgüç büyük ağırlıkla özel ellerdedir ve sağın kalesi olan doğu bölgelerinde yoğunlaşmıştır. Doğrudan yenilgi olasılığıyla karşı karşıya kalan muhalefetin hükümete zarar verici bir iktisadî boykota girişip ülkenin bölünmesi riskini derinleştirebileceği konusunda haklı kaygılar söz konusuydu. Böylelikle Meclis nihaî olarak mevcut partiler çevresinde yapılandı; bu ise hükümete mutlak çoğunluğu sağlamakla birlikte, Anayasa projesini kabul ettirecek üçte ikilik çoğunluğu vermedi. Muhalefet Kurucu Meclis?idevirme umuduyla ortak bir cephe oluşturdu. Tartışmaları sürekli açmaza sürükleyerek kurumsal bir krize yol açıp, MAS?ın öngördüğü üzere yerli halklara değil, bölgesel hükümetlere yönelik özerklik konusunda referandum talebinde bulundu. Bu, onların tarım reformunun önünü kendi bölgelerinde tıkama ve gaz ihracatının sağladığı gelirlerin önemli bir oranını ceplerine indirme olanağını sağladı. Dolayısıyla, ?özerkliği? Bolivya tarihinde ilk kez, 2007?ye dek olduğu üzere Başkan tarafından atanan değil, prefectura sakinleri tarafından doğrudan seçilen bölgesel yöneticilere ilişkin olarak yorumlamaktaydılar. <br />
<br />
Hükümet, toplumsal devinim aracılığıyla güçlerin birikimi üzerine temellenen bir strateji arkaplanında, güçler dengesini düzeltip yeni bir hegemonya elde etmek üzere, çatışkıyı sağ açısından verimli bir zemine çekebilecek ve içeride polis ile silahlı kuvvetlerin, dışarıda ise ABD?nin desteğini sağlayabilecek şiddetli çatışmalar ve silahlı ayaklanmalardan uzak durmaya gayret etmekteydi. Bu nedenle taktik muhalefeti Meclis?e çekerek onu yeni hegemonyanın pekiştirilmesinde kullanmaktı. Çıkarlarının ciddi tehdit altında olduğunu gören sağ, şiddetli tepki verdi - ayrılıkçı girişimler, şiddetli saldırılar, ırkçı patlamalar; ne ki genel eğilim bütünsel eğilim özellikle de Santa Cruz de la Sierra?nın zengin tarımcıları için son derece kârlı olan transgenetik soya ihracatına daha az vurgu yapan yeni bir iktisadî model peşindeki siyasalara yönelirken ortam bu tepkilere elverişli değildi. <br />
<br />
Bu örnek, uzun bir sabit pozisyonlar savaşında manevra oyununu göstermektedir - bu ülkelerdeki solun, muhalefetin iktisadî ve medya gücünün karşısında dahi, geniş bir halk desteği ve geniş bir inisiyatifler erimiyle, hükümet düzleminde mücadele ettiği bir savaştır bu. Hiçbir kazanım geri dönülmez değildir. Yine de, en ortodoks neo-liberal hükümetlerin tecridi ya da devrilmesiyle sağın yaşadığı sıkıntılar, bize bugünün sol ve merkez sol hükümetlerinin yerine iktidara geçecek olsalar, mevcut hükümetlerin sosyal planlarını bir kısmını muhafaza edeceklerini ya da kendi versiyonlarını uygulamaya sokacaklarını düşündürtmektedir - bu ise daha önce tahayyül dahi edilemeyecek bir şeydir. Yine de kuşkusuz ki, özelleştirme programını yeniden başlatır, bölgesel entegrasyon sürecine son verir ve ABD ve genelde Kuzey ile yakınlaşmaya çalışırlardı. En ılımlısı dâhil bugün iktidardaki ilerici hükümetlerin tek alternatifi kendi sağlarında yatmaktadır: bugünkü hâliyle sol hiçbir yerde yeterince güç ve destek ya da yeterince açık bir söylem sergileyememektedir. <br />
<br />
Kimi bölgesel ölçekli projeler mevcut hükümetler döneminde anlamlı bir ölçüde ilerletilebilirse, geriye dönüşleri çok zor olacaktır: örneğin kıtasal gaz boru hatta ya da Banco del Sur. Günümüzde solun arkasında, aynı anda bu kıtanın bugüne dek tanık olduğu en çok ülkede en yaygın halk desteği bulunmaktadır ki bu da neo-liberal yönetimlerinkiyle tezat sosyal politikalar sayesindedir. Bu destek, tüm bölgede seçimlerde tekrarlanan bir senaryoyla elitlerin iktisadî ve medya gücünden daha etkili olduğunu kanıtlamıştır. İster like Chávez, Correa ve Morales gibi radikaller, ister Lula, Vázquez, Néstor ve Cristina Kirchner, Ortega, Lugo ve López Obrador gibi ılımlılar olsun, bu adayların tümü, medyanın güçlü tekeliyle desteklenen bir neo-liberal blokla karşı karşıya kalmıştı. Bu tekel kamuoyunu gündelik olarak şekillendirip saatlerin konusunu belirleyerek ?konsensüs imal eder?. Yine de, iş seçime geldiğinde halk-Venezüella, Arjantin, Bolivya, Brezilya, Ekvator ve Uruguay- oyunu başka türlü kullanmaktadır. <br />
<br />
 <br />
<br />
 &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0;YANKILAR <br />
<br />
 <br />
<br />
Latin Amerikan gelişmelerinin genelde dünyaya ne gibi bir etkisi olabilir? Soruyu çağdaş gücün üç büyük sütunuyla bağlantılı olarak inceleyebiliriz: silahların gücü, paranın gücü ve sözcüklerin gücü. Açıktır ki Latin Amerika, özellikle Brezilya?nın kurduğu Hindistan, Çin, Rusya ve Güney Afrika ile ittifakların ötesinde küresel iktisadî durumu pek az etkileyebilir. Bölgesel entegrasyondan kaynaklanan Güney-Güney mübadelelerinin artışı -özellikle Çin ve Hindisan ile, ama aynı zamanda İran ile de- iki yanlı serbest ticaret anlaşmaları imzalamış ülkeler dışında ABD?nin ağırlığının eskiye göre daha az olduğu farklı bir uluslar arası ticaret ilişkileri tarzına yönelik adımlardır. Benzer şekilde, silahlar konusunda da Latin Amerika?nın, Washington?un Irak?ın işgali konusunda Güvenlik Konseyi?nde oybirliği sağlamadaki, Meksika ve Şili gibi yakın iktisadî müttefiklerinin dahi desteğini alabilmedeki başarısızlığında yaptığı gibi, ABD imparatorluğunun askerî yayılmacı planlarını desteklemeyi reddeden edilgin bir rolden fazlasını oynaması beklenemeyecektir. ABD etkisinin merkezi Kolombiya?nın tecridi Ekvator?u istilasının tüm kıta ulusları ve Amerika Devletleri Örgütü tarafından mahkûm edilmesiyle iyice açığa çıktı. Latin Amerika?ya özgü bölgesel entegrasyon projeleri, Washington?un pazarladığı serbest ticaret anlaşmalarına yönelik alternatif arayışlarıyla birlikte, ABD?den göreli bağımsız bir yol sunmaktadır. Dünyada Kuzey Amerika emperyal hegemonyasına açıkça meydan okuyan pek az sayıdaki hükümet de burada bulunmaktadır: Küba, Venezüella, Bolivya, Ekvator.<br />
<br />
Kuşkusuz bunlardan hiçbiri ABD?ye siyasal ve askerî bir alternatifin inşası için yeterli değildir. Kıta, en iyi ihtimalle, iktisadî prestiji neo-liberalizmin dayattığı iktisadî açılımların sanayiyi tasfiye edicietkileri sonucu çok azaldığı bir bölgede direnmekte ve kendi entegrasyon biçimleri üzerinde çalışmaktadır. Mayıs 2008?de tüm Güney Amerika ülkelerinin entegrasyonunu hedefleyen UNASUR?un kurulması ve, and the proposal for a Güney Amerika Savunma Konseyi önerisinin dile getirilmesi -her iki inisiyatif de ABD?nin dışında gelişmiştir- Uribe?nin ABD?nin toprakları üzerinde askerî üs inşa etmesine izin vermesi nedeniyle Kolombiya?nın formel katılımı durumu güçleştirmekle birlikte, kıtasal entegrasyon konusunda yeni bir mekân ve modele işaret etmektedir.<br />
<br />
Bir bütün olarak bölgenin önemi başta petrol olmak üzere enerji kaynakları ile ihracat ürünleri, özellikle de soyadan kaynaklanır. Ancak iç pazarlar tüketim kapasiteleri genişledikçe daha cazip hâle gelmektedir; öte yandan, G-20?nin DTÖ ile ilişkilerinde görüldüğü üzere, bölgesel entegrasyon siyasal müzakere gücünü arttırmaktadır. Neo-liberal modelden kopuş ve ALBA gibi alternatif ticaret mekânları oluşturma süreci, kıtayı neo-liberalizme alternatifler üzerine her türlü tartışmanın vazgeçilmez referansı hâline getirmiştir. Chávez?in önderliğinin kıtanın sınırları ötesinde ün kazanmasının nedeni kısmen budur. Yine de, post neo-liberal süreçlerin en kırılgan veçhelerinden biri, küresel tecrit edilmişlikleridir; başka müttefiklerin yokluğunda Venezüella ABD ile çelişki içindeki her hükümetle ilişkilenmek zorunda kalmıştır: Rusya, İran, Belarusya ve Çin. Yanısıra, modelden kopma yolunda somut hamlelerde bulunan Latin Amerika ülkeleri göreli en gelişkin ülkeler değildir; en büyük iktisadî değerleri Venezüella?nın petrolüne güvenebilecek olmalarıdır. <br />
<br />
İdeolojik düzlemde, Latin Amerika tartışma başlıklarını müzakereye sunma konusunda daha iyi konumlanmıştır: çok-uluslu, çok-etnili devlet; XXI. yüzyıl sosyalizmi nosyonu; ALBA gibi alternatif bölgesel entegrasyon formülleri? Ne ki, bu yeni fikirleri yayma, onları kitle iletişim araçlarının durmaksızın yaydıkları pensée unique ve kuramları karşısında dile getirme konusunda az sayıda platform bulunmaktadır. Uzun bir uzak görüşlü yorumlar ve kuramsal yenilikler geleneğiyle övünebilecek olan Latin Amerika eleştirel düşüncesi, yeni milliyetçilik, yerli halklar, yeni birikim modeli, toplumsallaşma ve piyasadan arındırma süreçleri ve kıtanın tarihsel ve siyasal geleceği gibi konularda yeni meydan okumalarla yüzyüzedir. Bazı ülkelerde -en önemlisi Bolivya- deneyimlere zengin tefekkür ve kuramsal irdeleme süreçleri eşlik ediyor. Başkalarında, entelijensiya ile ülkenin geri kalan kısmının giriştiği süreçler arasında çelişki denemese de önemli kopukluklar gözlemlenmekte: bunun en çarpıcı örneğini ise Venezüella oluşturuyor. Brezilya, Arjantin ve Meksika gibi güçlü bir üniversite-temelli entelijensiyanın bulunduğu ülkelerde, eğitimli elitin önemli bir kesimi, yüksek bir entelektüel tartışma standardını sürdürmekle birlikte, toplumsal ve siyasal mücadelenin belli başlı alanlarına katılmaktan geri durur. Mevcut kuramsal potansiyel, post neo-liberal modellerin inşasında önemli bir rol oynayabilir.<br />
<br />
 <br />
<br />
 &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; DÜNYA BAĞLAMI<br />
<br />
 <br />
<br />
Geriye bakıldığında, neo-liberalizmin uluslararası yükselişi, konsolidasyonu ve gerilemeye geçişinin, üç ayrı evrede incelenebileceği görülecektir. İlki, Thatcher-Reagan ekürisinin damgasını taşır ve en otantik bölgesel muadilleri olarak Şili?de Pinochet ve Bolivya?da Jeffrey Sachs ile, en güçlü ve en açık biçimde gerici ideolojik dışavurumlara denk düşer. İkinci evre, Clinton ve Blair?in temsil ettiği, ağır işçilik -özelleştirmeler, piyasanın sınırsız tahakkümü, ekonominin açılması- tamamlandıktan sonra modeli konsolide etmeye yönelik ve sözüm ona ?light? bir versiyonu izleyen Üçüncü Yol denilen hükümetlere tekabül etmektedir. Şimdi sanki Latin Amerika?da da benzer eğilim taşıyan hükümetlere-sosyal-demokrat ve ulusalcı- yeşil ışık yakılmış gibidir: Buenos Aires?den Mexico City?ye, the Washington Konsensüsü silip süpürmüştü. Üçüncü evre Meksika peso kriziyle ve küreselleşen ekonominin türbülansa girmesiyle başladı; Bush-Cheney yönetiminde Beyaz Saray 2001 saldırılarına tepki olarak daha sert ve muhafazakâr bir ton benimserken, Washington?un saldırgan siyasaları durgunluk ekonomisiyle birleşmekteydi.<br />
<br />
Bu1990?ların sonları ve 2000?lerin başlarında, Latin Amerika?da neo-liberal hükümetlerin birbiri ardına devrilmesinin arkaplanını oluşturmaktaydı. Gelen liderler Serbest Ticaret Bölgeleri Anlaşması?nı geçersizleştirmede Amerikan siyasal ve iktisadî önderliğinin göreli zaafa uğramasından yararlanıp bölgesel entegrasyona yönelik alternatif siyasalar geliştirmeye koyuldular. Bu evre aynı zamanda ABD ekonomisinin uluslar arası başatlığının düşüşüne ve dünya piyasasında Çin ve Hindistan?ın talebinin yükselişine de denk düşmekteydi- özellikle ÇHC bölgedeki pek çok ülkeyle geniş ölçekli doğrudan ticarete girişmişti. <br />
<br />
Dördüncü bir evre neler getirebilir? Kimi hükümetler -özellikle Venezüella, Bolivya ve Arjantin- son zamanlarda kimi aksiliklerle karşılaştılarsa da, bizatihî dünyadaki gelişmeler yeni değişiklikleri gündeme getirmekte. Yükselen fiyatlar ve Kuzey Amerika?daki resesyonun uluslar arası etkisi -tarımın hâlen önemli bir rol oynadığı- Latin Amerikan birincil ürünlerinin ihracatında elverişli bir iklim yaratmaktadır. 2009?dan sonra ABD?de yeni bir Demokrat yönetim söylemi değiştirip Washington?un bölgede karşı karşıya olduğu eşi görülmedik tecriti kırmayı hedefleyebilir. Bu bölgesel entegrasyon süreçlerinde ve post neo-liberal bir modelin inşasında yeni bir meydan okumayı temsil edecektir. Washington?un geleneksel müttefikleri Kolombiya ve Meksika, artı yakın zaman önce ABD ile bir serbest ticaret antlaşması imzalayan Alan García?nın Peru?su üzerinden yeni bir kooptasyon denemesine girişmesi, olanaklıdır; ancak Beyaz Saray merkez-sol hükümetleri de -Brezilya, Arjantin ve olasılıkla Uruguay- bölgesel entegrasyon blokundan uzaklaştırmaya ve Venezüella, Bolivya, Ekvator ve Küba?yı tecrit etmeye çalışacaktır.<br />
<br />
Ne ki, Kuzey Amerikan resesyonu Çin gibi ülkelerle bölgesel ticaretin çeşitlenmesini teşvik edip, bu tip hükümetlerin ve entegrasyon projelerinin konsolidasyonu koşullarını güçlendirirken, işlerlikteki diğer süreçler -Mercosur, ALBA, Unasur, Banco del Sur, kıtasal boru hattı, vb.- daha da ileri gidebilecektir. İktisadî resesyon ile Demokrat yönetimin karışımının nasıl bir örüntüye yol açacağını zaman gösterecek. Entegrasyon blokunun aslî bileşenleri Venezüella ve Bolivya ile yeni Anayasal kurumlara doğru hızla ilerleyen Ekvator ve Paraguay?ın yeni hükümetinin iç gelişmeleri, bölgenin gelecekteki siyasal senaryosu için pek çok bakımdan aslî önem taşımaktadır. Ancak bütününde, kıtada olayların akışını tayin edecek olan, Meksika, Arjantin ve Brezilya?daki gelişmelerdir. Cristina Fernández?in hükümeti mevcut krizinin üstesinden gelmeyi başarabilir, ve Lula 2010?daki ardılını tayin edebilir-ve böylelikle de Brezilya?nın Serbest Ticaret Antlaşması yandaşı, entegrasyon karşıtı kampa kaymasının önüne geçebilir- ise, Latin Amerika?da yeni bölgeci güçlerin yönetiminde ikinci bir onyıla ilişkin güçlü göstergeler mevcut demektir.</span><br />
<br />
 <br />
<br />
 &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; N O T L A R<br />
<br />
[*] İngilizceden çeviren Sibel Özbudun, http://www.newleftreview.org/?view=2730<br />
<br />
[**] Mauricio Funes Mart 2009?da El Salvador devlet başkanlığına seçildi. (ç.n.)<br />
<br />
<br />
<br />
Misafir Yazar...]]></description>
<guid isPermaLink="false">38@http://www.devrimcidemokrat.com</guid>
<dc:subject>Emir SADER/ En Zayıf  Halka? [*]</dc:subject>
<dc:date>2009-08-16T11:51:38+02:00</dc:date>
</item>

<item>
<title>Hiroşima Katliamı 64'üncü Yılı</title>
<link>http://www.devrimcidemokrat.com/modules.php?name=Forums&amp;file=viewtopic&amp;t=36#37</link>
<description><![CDATA[[youtube]http://www.youtube.com/watch?v=i4x7G_AOL8k[/youtube]<br />
<br />
<br />
<span style="color: green"><span style="font-size: 12px; line-height: normal"><span style="font-style: italic"><span style="font-weight: bold">Bundan 64 yıl önce insanoğlu tarihinin en büyük vahşetine ve en korkunç katliamına imza attı. tarihin en büyük utancının mimari ABD, hâlâ özür dilemedi. <br />
<br />
Tarihin ilk nükleer saldırısının 64. yılı nedeniyle, atom bombasının atıldığı Japonya'nın Hiroşima kentinin Belediye Başkanı Tadatoşi Akiba, 2020'ye nükleer silahlardan tamamen arınılması çağrısı yaptı. <br />
<br />
Japonya'nın batısındaki Hiroşima kentinde kurbanların anısına düzenlenen törene, aralarında ABD'nin attığı bombadan kurtulmayı başaranların da bulunduğu, Başbakan Taro Aso ve 60 kadar ülkeden temsilcilerden oluşan yaklaşık 50 bin kişi katıldı. <br />
<br />
ABD'den temsilcinin katılmadığı ve 6 Ağustos 1945'te korkunç bombanın patladığı kentte, büyük hasar görmesine rağmen ayakta kalan tek bina olan &amp;#x22;Genbaku&amp;#x22;nun önünde düzenlenen törende, kentin Belediye başkanı Akiba, Başkan Barack Obama'nın nükleer karşıtı tutumunu övdü. <br />
<br />
Atom bombasına başvuran tek nükleer güç olduğunun altını çizdiği ABD'nin Başkanı Obama'nın, &amp;#x22;ülkesinin dünyanın nükleer silahlardan kurtulması için ahlaki davranma sorumluluğu bulunduğunu&amp;#x22; söylediğini anımsatan Akiba, &amp;#x22;nükleer silahların ortadan kaldırılması sadece Hibakuşalar'ın (atom bombasından kurtulanlar) değil, bu gezegendeki halkların ve ulusların çoğunluğunun dileğidir&amp;#x22; dedi. <br />
<br />
Belediye Başkanı, &amp;#x22;biz, dünyanın çoğunluğu kendimizi, (Obamajorite) olarak nitelendiriyoruz ve nükleer silahların 2020'ye kadar ortadan kaldırılması için tüm dünyayı bize katılmaya çağırıyoruz&amp;#x22; diye konuştu. <br />
<br />
Japonya Başbakanı Aso da, törenin sonunda, nükleer silahların ilgası ve daimi barışın tesisi için ülkesinin bugün uluslararası topluluğun önderi olacağı sözünü verdi. <br />
<br />
Kentin üzerinde atom bombasının infilak ettiği yerel saatle 08.15'te (TSİ 02.15) törene katılanlar ayağa kalktı ve korkunç ısı ile radyasyonun yarattığı rüzgarla paramparça olan kurbanlar anısına saygı duruşunda bulundu. <br />
<br />
Hiroşima'ya atılan atom bombası yüzünden 6 Ağustos - 31 Aralık 1945 arasında toplam 140 bin kişi hayatını kaybetti. <br />
<br />
ABD, 9 Ağustos'ta da 70 bin kişinin ölümüne neden olan ikinci atom bombasını Nagasaki kentine attı. <br />
<br />
Japonya 15 Ağustos 1945'te teslim oldu ve o tarihten bugüne dek barışçı bir ulus ve ABD'nin en yakın müttefiklerinden birisi haline geldi. Buna karşılık Amerikan hükümeti, masum kurbanlar için şimdiye dek özür dilemedi. </span></span></span></span>]]></description>
<guid isPermaLink="false">37@http://www.devrimcidemokrat.com</guid>
<dc:subject>Hiroşima Katliamı 64'üncü Yılı</dc:subject>
<dc:date>2009-08-06T11:37:17+02:00</dc:date>
</item>

<item>
<title>Kutsiye Bozoklar ile Söylesi. 12 Aralik 2004 . Radyo Lora</title>
<link>http://www.devrimcidemokrat.com/modules.php?name=Forums&amp;file=viewtopic&amp;t=35#36</link>
<description><![CDATA[<img src="http://www.ww64.com/uploads/images/2009-07-18/hjkRVep2cb.jpg" /><br />
<br />
Acılan Pencerede Verification Kodu Yuklemeniz Gereki.<br />
<br />
<br />
<a href="http://www.ziddu.com/viewfile/5667752/radiolora-2.mp3.html" target="_blank" title="http://www.ziddu.com/viewfile/5667752/radiolora-2.mp3.html" class="postlink" rel="nofollow">www.ziddu.com/viewfile...2.mp3.html</a>]]></description>
<guid isPermaLink="false">36@http://www.devrimcidemokrat.com</guid>
<dc:subject>Kutsiye Bozoklar ile Söylesi. 12 Aralik 2004 . Radyo Lora</dc:subject>
<dc:date>2009-07-19T00:32:34+02:00</dc:date>
</item>

<item>
<title>İbrahim Kaypakkaya Belgeseli 1-2 Bölümleri</title>
<link>http://www.devrimcidemokrat.com/modules.php?name=Forums&amp;file=viewtopic&amp;t=34#35</link>
<description><![CDATA[URL: [GVideo]http://video.google.com/videoplay?docid=6577420594799933716[/GVideo]<br />
<br />
URL: [GVideo]http://video.google.com/videoplay?docid=-6437162078808720737&amp;#x26;hl=tr[/GVideo]]]></description>
<guid isPermaLink="false">35@http://www.devrimcidemokrat.com</guid>
<dc:subject>İbrahim Kaypakkaya Belgeseli 1-2 Bölümleri</dc:subject>
<dc:date>2009-07-17T19:16:50+02:00</dc:date>
</item>

</channel>

</rss>
